2007 yazı, Antalya’nın boğucu sıcağında, bilgisayar başında yaşlandığımı hissettiren tek oyun World of Warcraft. Günde 8-10 saati bulan maratonlar… O zamanlar Türk sunucusu da yok; Twilight’s Hammer’dayım, guild: “Shadowguard”. Raid saatine geç kalınca, arkadaşlardan azar işitirdim. Okuldan çıkınca eve koşar, ayakkabıyı bile çıkarmadan PC başına otururdum. Yeri geldi anneyle “ders çalışıyorum” diye yalan atıp 5 saat Molten Core’da boss kesmişliğim var.
Kendi kendime İngilizce kasmaya orada başladım. “Loot council” ne demek, “aggro” nasıl çekilir, “dps” yüksek tutmak için hangi rotasyon lazım? Hepsini o oyunda öğrendim. Şu an hâlâ günlük hayatta kullandığım bir sürü kelimeyi o zaman kaptım. Sadece oyun oynamak değil, insan yönetimi ve takım çalışması da cabası. Guild master’ın planlaması, raid leader’ın disiplini… İş hayatında “ekip ruhu” falan anlatırlar ya, ben 15 yaşında o ts3 odalarında öğrenmiştim zaten.
Oyun bana küçük yaşta şunu net gösterdi:
- Sabır: 4 saat wipe yedikten sonra devam edebiliyorsan, hayatta çoğu şeyi göğüslersin.
- Strateji: Öğrendiğin taktikle, imkânsız deneni başarabiliyorsun.
- Arkadaşlık: Gece üçte takıma lazım diye uyanıp “healer” kasan adam unutulmaz.
Şimdi dönüp bakınca, o kadar saati başka bir şeye harcasam hayatım değişir miydi? Belki. Ama bugünkü hızlı karar alma, yabancıyla çatır çatır iletişim kurma, ekip halinde bir işin ucundan tutabilme gibi şeylerin kaynağı kesinlikle orası. Oyunu bıraktım, sunucu kapandı, guild’dekiler dağıldı. Ama o yıllardan kalan “epic” bir dostluk grubu, hâlâ WhatsApp’tayız; biri evlenince, doğum günü olunca hatırlar, ararız.
Yani, bir bilgisayar oyununun “gerçek hayat”a etkisi, bende tamamen böyle somut oldu. Şimdi çocuklar FIFA’da düello yapıyor, Fortnite’ta dans ediyor. Bizim jenerasyonun “oyunda büyümek” hikayesi ise bambaşkaydı.
Kendi kendime İngilizce kasmaya orada başladım. “Loot council” ne demek, “aggro” nasıl çekilir, “dps” yüksek tutmak için hangi rotasyon lazım? Hepsini o oyunda öğrendim. Şu an hâlâ günlük hayatta kullandığım bir sürü kelimeyi o zaman kaptım. Sadece oyun oynamak değil, insan yönetimi ve takım çalışması da cabası. Guild master’ın planlaması, raid leader’ın disiplini… İş hayatında “ekip ruhu” falan anlatırlar ya, ben 15 yaşında o ts3 odalarında öğrenmiştim zaten.
Oyun bana küçük yaşta şunu net gösterdi:
- Sabır: 4 saat wipe yedikten sonra devam edebiliyorsan, hayatta çoğu şeyi göğüslersin.
- Strateji: Öğrendiğin taktikle, imkânsız deneni başarabiliyorsun.
- Arkadaşlık: Gece üçte takıma lazım diye uyanıp “healer” kasan adam unutulmaz.
Şimdi dönüp bakınca, o kadar saati başka bir şeye harcasam hayatım değişir miydi? Belki. Ama bugünkü hızlı karar alma, yabancıyla çatır çatır iletişim kurma, ekip halinde bir işin ucundan tutabilme gibi şeylerin kaynağı kesinlikle orası. Oyunu bıraktım, sunucu kapandı, guild’dekiler dağıldı. Ama o yıllardan kalan “epic” bir dostluk grubu, hâlâ WhatsApp’tayız; biri evlenince, doğum günü olunca hatırlar, ararız.
Yani, bir bilgisayar oyununun “gerçek hayat”a etkisi, bende tamamen böyle somut oldu. Şimdi çocuklar FIFA’da düello yapıyor, Fortnite’ta dans ediyor. Bizim jenerasyonun “oyunda büyümek” hikayesi ise bambaşkaydı.