Çaydanlığın altı yanarken elinle tutsan parmakların pişecek gibi olur, işte o anda demlik hemen üstte yerini almalı. Rize’de, 2022 yazında eski bir çay ocağında öğrendim: Ustalar kaynar suyu asla direkt demliğe boca etmiyor, önce bir çay bardağı kadar kaynar suyu demliğe döküp, çay yapraklarını hafif nemlendiriyorlar. Sonra, suyun harareti biraz dinince (böyle tıslayan fokurdayan sesi kaybedince) esas demleme başlıyor.
Arada bir termometreyle ölçtüm; kaynaktan aldıktan 1-1,5 dakika sonra su 88-89 dereceye düşüyor. Tam o anda demliği dolduruyorum. Bu sıcaklıkta çay yaprakları yanmıyor, o meşhur “acılık” yok oluyor. 100 gramlık paketle denediğimde, aynı çaydan üç farklı demleme yaptım: Birinde direkt kaynar su, birinde bekletip 88 dereceye indirerek, birinde ise çok daha düşük sıcaklıkla. En dengeli aromayı, ne boğazı yakan ne de suya kaçan tada bu 88-90 arası ulaştım.
Çayın markasına, tipine göre küçük oynama olabilir. Mesela Doğu Karadeniz’in eski tip, iri yapraklı çayında 90 dereceyi biraz geçmek kurtarıyor, ama markette satılan ince kırık çaylarda 85’i aşınca hemen acılaşıyor.
Kırsalda, elektrikli ısıtıcıyla yapınca termometre şart. Ama ocakta demlik kullanıyorsan pratik yöntem: Suyun dibinde baloncuklar çıkmaya başladığında, henüz “fokur fokur”a geçmemişken indiriyorsun, o anda döküyorsun.
Bir demlik için 10 gram çay, 500 ml suya birebir denk geliyor. Dem süresi ise tam 12 dakika, ne fazla ne eksik. Fazla bekletince yapraklar suya oturuyor, çay rengi bulanıklaşıyor. Az bekletirsen de o çocukluğumdaki “koyu kırmızı” tadı yakalayamıyorsun.
Yıllardır farklı şehirlerde, farklı sularla denedim. Hayat kurtaran ipucu: Kireç oranı yüksek suda çay daha çabuk acılaşıyor, o yüzden 2-3 derece daha düşük sıcaklıktan başlamak iyi oluyor.
Özet geçmek yok, net konuşayım: Türk çayının hakkı 88-90 derece arası. Ne düşük, ne kaynar, tam ortası. Çayını seven adam, bu ayrımı anlar; bir kere tadınca geri dönmez.
Arada bir termometreyle ölçtüm; kaynaktan aldıktan 1-1,5 dakika sonra su 88-89 dereceye düşüyor. Tam o anda demliği dolduruyorum. Bu sıcaklıkta çay yaprakları yanmıyor, o meşhur “acılık” yok oluyor. 100 gramlık paketle denediğimde, aynı çaydan üç farklı demleme yaptım: Birinde direkt kaynar su, birinde bekletip 88 dereceye indirerek, birinde ise çok daha düşük sıcaklıkla. En dengeli aromayı, ne boğazı yakan ne de suya kaçan tada bu 88-90 arası ulaştım.
Çayın markasına, tipine göre küçük oynama olabilir. Mesela Doğu Karadeniz’in eski tip, iri yapraklı çayında 90 dereceyi biraz geçmek kurtarıyor, ama markette satılan ince kırık çaylarda 85’i aşınca hemen acılaşıyor.
Kırsalda, elektrikli ısıtıcıyla yapınca termometre şart. Ama ocakta demlik kullanıyorsan pratik yöntem: Suyun dibinde baloncuklar çıkmaya başladığında, henüz “fokur fokur”a geçmemişken indiriyorsun, o anda döküyorsun.
Bir demlik için 10 gram çay, 500 ml suya birebir denk geliyor. Dem süresi ise tam 12 dakika, ne fazla ne eksik. Fazla bekletince yapraklar suya oturuyor, çay rengi bulanıklaşıyor. Az bekletirsen de o çocukluğumdaki “koyu kırmızı” tadı yakalayamıyorsun.
Yıllardır farklı şehirlerde, farklı sularla denedim. Hayat kurtaran ipucu: Kireç oranı yüksek suda çay daha çabuk acılaşıyor, o yüzden 2-3 derece daha düşük sıcaklıktan başlamak iyi oluyor.
Özet geçmek yok, net konuşayım: Türk çayının hakkı 88-90 derece arası. Ne düşük, ne kaynar, tam ortası. Çayını seven adam, bu ayrımı anlar; bir kere tadınca geri dönmez.