İlk yurt dışı seyahatim 2016’da, Roma’ya oldu. Pasaportum yeni, cebimde o zamanki kurdan çevrilmiş 120 euro, üstümde de babamın hediye ettiği lacivert ceket. Atatürk Havalimanı’nda pasaport polisiyle göz göze gelince gereksiz yere gerildim, halbuki adam selam bile vermeden mühür bastı geçti. Fiumicino’ya inince ilk yaptığım şey, havaalanındaki su otomatından 1.5 euroluk ufak su almak oldu çünkü Türk Lirası’yla hesaplayınca minik şişenin market fiyatı aklımdan çıkmadı. Termini’ye giden trende, istasyona her yaklaştığımızda bagajıma bakıp bakıp tekrar oturdum, kaybolacak diye içim içimi yedi. Otele vardığımda saat farkı ve jetlag yok, ama kafamda sürekli “burada biri bana İngilizce soru sorarsa ne cevap vereceğim” telaşı var. Pizza sipariş ederken ilk “posso avere una margherita, per favore?” cümlesini zar zor kurdum, adam “sure” deyince boşa kasmışım dedim.