İstanbul’un en iyi sokak lezzeti diye bir şey varsa, ben o tartışmada kısır döngüye girmeye razıyım. Çünkü ben Kadıköy’de, Akmar’ın önünde çekirdek çitleyip köfte ekmek sırası beklemiş insanım. Adam köfteleri minik mangalda çeviriyor, yanında domates, acı biber, soğan, ekmeği de tost makinesinde bastırıyor. Gece 11’de hâlâ kuyruk var, öyle bir büyü.
Bir de Sarıyer börekçisi var, sabah saat 8’de aç. Elimde çay bardağı, yüzümde uykunun tokadı, peynirli börek sıcacık. Yanında kıyıda bir sokak simitçisi, susamı yere döke döke, martılarla yarış halindeyim. İnsan İstanbul’da simidi martıdan daha hızlı yiyemez, iddiasına girerim.
Üsküdar’da balıkçı teknesinde balık ekmek yedim, ama bana göre asıl sokak ruhu Eminönü’nde kavanozdan limonata içip dilim pizza yiyende. Üstelik pizzacı İtalyan falan da değil, bildiğin Selanik göçmeni İrfan abi. 30 liraya hem karın doyuruyorsun hem de yanında bedava gölge. 2026 yazıydı, gölgeye para kesmediler, şaşırdım.
Bir de üstüne midye tava. Bakırköy meydanda akşam 6 gibi, yanına bol sarımsaklı sos, çeyrek ekmeğe diziyorlar. O yağlı kağıdın kokusu eve kadar siniyor, annem hâlâ “yine dışarıda mı yedin?” diye tutturuyor. Babam da “bir gün o midyeden zehirleniriz” diye söylenir, ama sonra kendi de iki tane mideye indirir. İstanbul’da sokakta ne yersen, yanında bir hikaye de yiyorsun zaten, başka şehirde yok bu.
Bir de Sarıyer börekçisi var, sabah saat 8’de aç. Elimde çay bardağı, yüzümde uykunun tokadı, peynirli börek sıcacık. Yanında kıyıda bir sokak simitçisi, susamı yere döke döke, martılarla yarış halindeyim. İnsan İstanbul’da simidi martıdan daha hızlı yiyemez, iddiasına girerim.
Üsküdar’da balıkçı teknesinde balık ekmek yedim, ama bana göre asıl sokak ruhu Eminönü’nde kavanozdan limonata içip dilim pizza yiyende. Üstelik pizzacı İtalyan falan da değil, bildiğin Selanik göçmeni İrfan abi. 30 liraya hem karın doyuruyorsun hem de yanında bedava gölge. 2026 yazıydı, gölgeye para kesmediler, şaşırdım.
Bir de üstüne midye tava. Bakırköy meydanda akşam 6 gibi, yanına bol sarımsaklı sos, çeyrek ekmeğe diziyorlar. O yağlı kağıdın kokusu eve kadar siniyor, annem hâlâ “yine dışarıda mı yedin?” diye tutturuyor. Babam da “bir gün o midyeden zehirleniriz” diye söylenir, ama sonra kendi de iki tane mideye indirir. İstanbul’da sokakta ne yersen, yanında bir hikaye de yiyorsun zaten, başka şehirde yok bu.