İstanbul’da işe bisikletle gitmeye ilk 2017’de başladım, Kadıköy’den Şişli’ye. O zamanlar bisiklet yolu falan yok, Bağdat Caddesi’nde araba ile yarışıyorsun. O günden bugüne fark uçurum gibi. Şimdi Kadıköy-Kabataş arası kırmızı bantlar, Bostancı Sahil tamamen bisiklet dostu oldu. Eskiden tehlikesi, arabaların dibinden geçmekti; şimdi en fazla scootercıya söyleniyorsun.
Sabahları metrobüs kuyruğunda beklemek yok. Kendi hızın, kendi müziğin. 25 dakikada işteyim. Toplu taşımada o ağırlık, ter, insanların suratsızlığı yok. Ha, yazın terliyorsun, doğru. Ama ofise varınca duş imkanı varsa efsane rahat. Yine de bisikletle gelen insanların havalı oluyor olması bir gerçek. Arabayla gelen hâlâ trafiğe söverken ben çoktan kahvemi içiyorum.
Ekonomik kısmı tartışılmaz. Geçen seneden bu yana akaryakıt fiyatı yüzde 60 zamlandı. Araba parkı zaten şehirde bela. Bisikletle zinciri direğe kitliyorsun, cebinden bir kuruş çıkmıyor. Hangi minibüs hattı 0 TL? Bisiklet sayesinde aylık ulaşım masrafım 1000 liradan 50 liraya düştü. Yılda neredeyse bir tatil parası birikti.
Şehirde nefes almak mesele oldu artık. Egzoz, korna, gürültü… Akşamüstü Moda sahilinde bisiklet sürerken şehirle barışıyorsun. Eskiden nefret ettiğim Kadıköy trafiği bile eğlenceye dönüştü. Oksijen, deniz kokusu, sabah serinliği. Mental sağlığa bedava ilaç gibi.