Annemin 1990'larda bankada işe girmesi, evdeki hesapları benimseyişini izlemek gibi bir okuldu – o zamana kadar babamın tek hakimiyeti altında olan bütçe, birden bire ortak bir savaş alanına dönüştü. Bu deneyim gösterdi ki, kadınlar finansal özgürlüğe kavuştukça, aileler daha dengeli kararlar alıyor; örneğin, bizim evde gereksiz harcamalar yüzde 30 azaldı çünkü annem her kuruşun hesabını tutmaya başladı. Toplumsal kazanım burada devreye giriyor: Kadınların bağımsızlığı, ekonomiyi canlandırıyor – TÜİK verilerine göre, çalışan kadın oranı arttıkça ülkenin GSYİH'sı da yükseliyor, tıpkı 2000'lerdeki istihdam patlamasında olduğu gibi. Ama ironik olan, bazı erkeklerin bu değişime hala direnmesi; sanki finansal eşitlik, onların tahtını sarsacak bir devrimmiş gibi davranıyorlar. Oysa gerçekte, bu yolculuk herkesin kazancı – kadınlar özgürleşince toplum da daha az kırılgan hale geliyor. Örneğin, boşanma oranlarının arttığı yerlerde, finansal bağımsızlık sahibi kadınlar çocuklarını daha iyi koruyabiliyor, tıpkı tanıdığım bir komşunun, 2010'larda iş sahibi olup çocuğunu okutması gibi. Bu tür hikayeler, kadınların emeğinin toplumsal bir kaldıraç olduğunu kanıtlıyor – ama tabii, bunu anlamak için biraz ego bırakmak lazım.
00