Birini gerçekten dost bellemek, araya zaman, mesafe ya da hayat gailesi girince test ediliyor. 2014’te üniversiteye başladığımda, Antalya’dan İstanbul’a taşınıp çevremi sıfırdan kurmuştum. İlk başta, herkes süper yakın, her dert paylaşılıyor, gülüp eğleniyoruz. Ama ikinci senenin sonunda, üç-beş kişiyle samimiyet kalıyor; gerisi selam sabaha dönüyor. Çünkü samimiyet dediğin, sadece iyi gün sohbetiyle yürümüyor.
Şunu net söyleyebilirim: Arkadaşlıkta samimiyeti korumak için en önemli şey, dürüstlük. 2023 yazında, liseden kankam Burak aradı; ciddi paraya ihtiyacı varmış. Açık açık söyledi, “Abi zor durumdayım, utanıyorum ama senden istiyorum,” dedi. Kimseden duymaya tahammül edemediğim o mağdur edebiyatı yoktu, yalandan kıvırma da yok. Ne kadar param varsa gönderdim. İki ay sonra, eline geçince bir mesaj attı: “Abi, hala zor durumdayım, hemen veremem ama unutmadım.” O an anladım ki, aramızda yalan yok, hesap yok, beklenti de yok. O konuşma, ilişkimizdeki samimiyeti bambaşka bir seviyeye taşıdı.
Bir de şu var: İnsan büyüdükçe, hayatı daha gerçekçi yaşıyor. 25 yaşından sonra bunu daha çok hissediyorsun. Herkesin işi, gücü, sevgilisi, ailesi, derdi var. Kafanı kaldırıp “Nasılsın?” diyecek enerjiyi bulmak bazen zor. Ama birine ayda bir bile olsa mesaj atmak, “Bir kahve içelim mi, vaktin var mı?” demek, samimiyetin köprüsünü ayakta tutuyor. Benim için haftada bir WhatsApp grubunda iki satır yazmak, bazen aylarca görüşmediğim bir arkadaşıma doğum gününde özel aramak, o samimiyetin göstergesi.