İzmir’de geçen hafta, Kordon’da sabah yürüyüşüne çıkan 47 yaşındaki bir adam, arkasından sessizce yaklaşan biri tarafından bıçaklanıp oracıkta can verdi. Olayın garipliği şurada: Ne kavga, ne geçmişten gelen bir düşmanlık, ne de gasp. Zanlı yakalandıktan sonra ifadesinde, adamı tanımadığını, onunla en ufak bir derdi olmadığını söyledi. Yani bildiğin, “Kafama esti, yaptım” demiş.
Böyle haberleri duyunca insanın içi tuhaf oluyor. Aramızda hiçbir bağlantı olmayan birinin bir sabah ansızın hayatımızı bitirebileceğini düşünmek tüyler ürpertici. Eskiden cinayetlerin çoğu ya aile içi meseleler ya para kavgası ya da mafya hesaplaşması çıkardı karşımıza. Şimdi ise birinin öfkesinin, ruhsal sıkıntısının ya da boşluğunun hedefi bende olabilirim ve bunun için bir sebep de gerekmiyor.
2018’de Adalet Bakanlığı’nın verilerine bakınca, “nedensiz cinayet” diye kayıt açılmış dosya sayısı artmış. Bir avukat tanıdığım vardı, Ankara’da çalışıyor. Adam, “Dava dosyalarını incelediğimde, özellikle 2020’den bu yana, faili meçhul ya da motivasyonu anlaşılamayan vakalarda ciddi artış var” demişti. Bir yerde sistem çözülünce, hiçbir şeyin açıklaması kalmıyor.
Psikiyatristler, bu tip cinayetlerde faillerin genellikle psikotik atak, ağır depresyon ya da topluma karşı birikmiş öfke ile hareket ettiğini söylüyor. Yani bazısı gerçekten akıl sağlığını yitiriyor, bazısı ise sadece dünyaya darılıyor, bunu da rastgele birine patlatıyor. Olay yerinde ne bir çanta alınmış, ne bir tartışma geçmiş. Karşılaşma tamamen tesadüf.
Bu tip haberlerden sonra “akşam dışarı çıkmam”, “parkta oturmam” diyenleri çok duydum. Yargı olarak en ağır cezayı versen de, toplumda tedirginliği azaltmak kolay değil. Çünkü mesele sadece caydırıcılık değil, toplumda biriken ruhsal basınç.
Açık konuşmak lazım, herkesin ruh sağlığı berbat durumda. Bir yandan ekonomik kriz, bir yandan yalnızlık, herkesin üstünde görünmez bir öfke. İnsanlar patlamaya hazır bir bomba gibi dolaşıyor. Eskiden “mahallenin delisi” vardı, herkes tanır, dikkat ederdi. Şimdi ise kimde ne var belli değil. Binlerce insanla aynı şehirde yaşıyoruz ama kimsenin iç dünyasını bilmiyoruz.
Parkta yürüyen adam, bir sabah evden çıkıp ekmek almaya giden babalarımızdan, abilerimizden biri. Bu tür cinayetlerde asıl korkutucu olan, “Ben de olabilirdim” hissi. Sebepsiz kötülüğün topluma yayılmasının önüne geçmek için, sadece polisiye tedbirler değil, ciddi bir ruh sağlığı politikası gerekiyor. Herkese psikolog, danışman, destek falan deyince dalga geçen çok ama işte... Bir sabah yürüyüşünde hayatı söndürülen adamın hikayesi, bize başka çaremiz olmadığını fena halde hatırlatıyor.
Böyle haberleri duyunca insanın içi tuhaf oluyor. Aramızda hiçbir bağlantı olmayan birinin bir sabah ansızın hayatımızı bitirebileceğini düşünmek tüyler ürpertici. Eskiden cinayetlerin çoğu ya aile içi meseleler ya para kavgası ya da mafya hesaplaşması çıkardı karşımıza. Şimdi ise birinin öfkesinin, ruhsal sıkıntısının ya da boşluğunun hedefi bende olabilirim ve bunun için bir sebep de gerekmiyor.
2018’de Adalet Bakanlığı’nın verilerine bakınca, “nedensiz cinayet” diye kayıt açılmış dosya sayısı artmış. Bir avukat tanıdığım vardı, Ankara’da çalışıyor. Adam, “Dava dosyalarını incelediğimde, özellikle 2020’den bu yana, faili meçhul ya da motivasyonu anlaşılamayan vakalarda ciddi artış var” demişti. Bir yerde sistem çözülünce, hiçbir şeyin açıklaması kalmıyor.
Psikiyatristler, bu tip cinayetlerde faillerin genellikle psikotik atak, ağır depresyon ya da topluma karşı birikmiş öfke ile hareket ettiğini söylüyor. Yani bazısı gerçekten akıl sağlığını yitiriyor, bazısı ise sadece dünyaya darılıyor, bunu da rastgele birine patlatıyor. Olay yerinde ne bir çanta alınmış, ne bir tartışma geçmiş. Karşılaşma tamamen tesadüf.
Bu tip haberlerden sonra “akşam dışarı çıkmam”, “parkta oturmam” diyenleri çok duydum. Yargı olarak en ağır cezayı versen de, toplumda tedirginliği azaltmak kolay değil. Çünkü mesele sadece caydırıcılık değil, toplumda biriken ruhsal basınç.
Açık konuşmak lazım, herkesin ruh sağlığı berbat durumda. Bir yandan ekonomik kriz, bir yandan yalnızlık, herkesin üstünde görünmez bir öfke. İnsanlar patlamaya hazır bir bomba gibi dolaşıyor. Eskiden “mahallenin delisi” vardı, herkes tanır, dikkat ederdi. Şimdi ise kimde ne var belli değil. Binlerce insanla aynı şehirde yaşıyoruz ama kimsenin iç dünyasını bilmiyoruz.
Parkta yürüyen adam, bir sabah evden çıkıp ekmek almaya giden babalarımızdan, abilerimizden biri. Bu tür cinayetlerde asıl korkutucu olan, “Ben de olabilirdim” hissi. Sebepsiz kötülüğün topluma yayılmasının önüne geçmek için, sadece polisiye tedbirler değil, ciddi bir ruh sağlığı politikası gerekiyor. Herkese psikolog, danışman, destek falan deyince dalga geçen çok ama işte... Bir sabah yürüyüşünde hayatı söndürülen adamın hikayesi, bize başka çaremiz olmadığını fena halde hatırlatıyor.
00