Haber başlığında "52 gün" diye bir sayı varsa, muhtemelen bir hastanın yoğun bakımda geçirdiği süre, bir davadaki gözaltı süresi veya benzer bir trajik olay söz konusu. Ama başlık bu kadar soyut olunca neyin hakkında olduğu belli değil. Yine de genel bir çerçeve çizilebilir: kısa bir zaman diliminde kaybolan bir hayat, insanların "keşke daha erken fark etseydik" diye düşündüğü bir durum.
Türkiye'de bu tür haberler son yıllarda artan bir hızla çoğalıyor. Bir zamanlar "52 gün" kadar uzun bir sürece şahit olmak istisnaiydi; insanlar ya hızlı karar verirdi ya da hiç karar vermezdi. Şimdi ise belirsizlik ve bekleme uzamış hale geldi. Hastanede kalan birinin, gözaltında tutulan birinin, ya da kayıp birinin ailesi için her gün bir çağ gibi akıp gidiyor.
Acı çekmek ne zaman bu kadar resmileşti? Eski zamanlarda bir insan hasta olduğunda ya iyileşirdi ya da hızlı giderdi. Bugün tıp bu süreci uzatabiliyor, ama uzatılan hayat her zaman yaşam değil oluyor. Yoğun bakım odaları, tüpler, makineler—bunlar belki hayatı kurtarıyor ama bazen sadece acıyı uzatıyor. 52 gün boyunca bir aile umut ve umutsuzluk arasında gidip geliyor. Her sabah iyiye gidecek diye bekliyor, her gece kötüleşme haberi alıyor.
Haber değeri taşıyan bu olaylar bize neyi öğretiyor? Belki de zamanın kıymeti. Hayatı erteleme hastalığı var bizde: doktor ziyaretini erteleriz, sevilenlerimizle konuşmayı erteleriz, karar vermeyi erteleriz. Sonra 52 gün geçiyor ve çok geç oluyor.