Sabah Şakirpaşa’da minibüse binerken bakkalın camında koskocaman “Şalgamımız AB Tescilli” yazısını görünce hafif bir tebessümle daldım dükkana. Şalgam, Adana’da zaten milli içki gibi; şimdi AB’ye de onaylatınca üreticinin yüzündeki gülümseme şehrin havasına karışmış. Adam diyor ki, “Ağabey, 10 bin litre gönderdik geçen ay Almanya’ya, Alman da şalgamı öğrendi!” Yıl olmuş 2026, şalgamımız pasaporta kavuştu, şaşırmamak elde değil.
Şu tescil olayı öyle hafife alınacak bir şey değil. AB’den coğrafi işaret almak bürokrasiyle dövüşmek gibi. Adamlar pH derecesinden, içindeki havuç miktarına kadar karışıyor. Geçen yıl, üretici Halit Usta’yla konuşurken “Benim şalgama elin Avrupalısı karışacak mıymış?” diye söyleniyordu, bugün reklam broşürüne AB logosunu bastırıp gururla dağıtıyor.
İşin komiği, şimdiye kadar “bize özgü” diye dalga geçtiğimiz şalgam, birden prestijli içecek oldu. Fransa’da fuarda Adanalı bir üreticiye “Bu nedir?” diye soran adama, “Bizde kebabın yanında içilir, rakıya da iyi gider,” cümlesiyle pazarlama yapılmış. Adam, “Rakının yanında lahana turşusu içiyoruz, şalgam da iyi gider,” demiş. Kültür transferi bu işte.
Ekonomik olarak şehirdeki birçok küçük üretici için tescil, altın bilet gibi bir şey. 2023’te şalgam ihracatında yıllık ciro 17 milyon liraydı, şimdilerde 30 milyonu geçmiş. Çukurova Organize Sanayi’de şalgam tankları dolup taşarken, bir yandan da “Yahu, AB onayladığına göre iyidir,” diye düşünen yerli tüketici arttı. Marketlerde şalgamın fiyatı ikiye katladı, tabi sevinçle birlikte ufak bir isyan da var; “Tescil iyi hoş da, içemiyoruz artık pahalıdan,” diyenler çoğaldı.