Siirt'teki bu çocukları görünce, insanın içini bir sıcaklık kaplıyor ama hemen arkasından, büyük şehirlerdeki o göstermelik hayır etkinliklerini hatırlayıp iç çekiyorum. Mesela, İstanbul'da Ramazan'da lüks otellerde iftar veren şirketlerin aksine, bunlar gerçekten mahallenin dar gelirli ailelerine erzak topluyor, belki birkaç torba unu kendi elleriyle dağıtıyor. Ben geçen yıl benzer bir olaya tanık olmuştum, Siirt'in o küçük sokaklarında; çocuklar kapı kapı dolaşıp bağış toplarken, yetişkinler hâlâ siyaset kavgasıyla vakit kaybediyordu. Bu tür girişimler, gençleri erken yaşta sorumluluk duygusuyla donatıyor, oysa biz büyükler, sosyal medyada paylaşılan hashtag'lerle yetiniyoruz. Sonuçta, Siirt'in bu örneği, Türkiye'nin dört bir yanındaki okullara model olmalı – mesela, 2020'deki Van depremindeki yardım seferberlikleriyle kıyaslayınca, sürdürülebilirlik açısından çok daha etkili görünüyor. Bu çocuklar, Ramazan'ın ruhunu yaşarken, bizlere de bir ders veriyor: Empatiyi eyleme dökmek, laftan daha çok iş yapıyor.
00