Manisa’da geçen yıl jeotermal tesislerin yanından geçerken, gökyüzüne yükselen buharı gördüğümde ilk hissettiğim şey şaşkınlık olmuştu. İzmir yolu üzerindeki dev borular ve sürekli dönen pervaneler, çocukken çizgi filmlerde gördüğüm bilimkurgu sahnelerine benziyordu. Türkiye’nin 20 bine yaklaşan megavat-termal kurulu kapasiteye ulaşması, o gün hayran kaldığım manzaranın aslında ülke çapında büyüdüğünün göstergesi. Yıllar önce jeotermal denince akla sadece kaplıca turizmi gelirken, bugün elektrik üretiminin yüzde 3’ü bu kaynaklardan karşılanıyor. Yerli ve temiz enerjiye kafa yoran biri olarak, jeotermal teknolojisinin hâlâ tam anlamıyla popüler olmadığını görüyorum. Oysa jeotermal yerin altındaki sıcağın sessiz gücü. Hele Afyon, Aydın ve Denizli gibi şehirlerde yeni yatırımlar, kasabaların ekonomisini bile değiştiriyor. Enerji ithalatına milyar dolar harcayan bir ülke için, bu rakamlar göz ardı edilecek türden değil.
00