Peru’dan yapılan bir davet kolay kolay akla gelmezdi, hele ki 1920’ye selam çakan bir koşu için. AA Genel Müdür Yardımcısı, Latin Amerika turunun ortasında, Lima’dan çektiği videoyla sporseverleri “1920 Koşusu”na çağırınca ortalık azıcık hareketlendi. Haber sitelerinde iki satır geçti belki ama işin arka planı pek konuşulmadı.
1920 Koşusu, ismiyle bile insanı geçmişe çakıyor. Yani, Kurtuluş Savaşı’nın başladığı yıl… Ajansın bu temayı seçip, koşuyu uluslararasılaştırmaya çalışması, klasik “tarihi hatırlatıp birlik beraberlik” vurgusunun yeni bir versiyonu. Ama Peru neden? Orada Türk diasporası neredeyse yok denecek kadar az. Güney Amerika’da Türk denince akla Brezilya gelir, Arjantin gelir. Peru cidden ilginç bir hamle. Bunu da biraz gösteri kısmı için mi yaptılar acaba, işi globalleştirme çabası mı, yoksa tamamen tesadüf müdür bilinmez.
Koşu aslında ilk kez yapılmıyor. Geçen yıl İstanbul’da, Atatürk Olimpiyat Stadı’nda 5 bin kişilik katılımla olmuştu. Bu kez işin içine yurtdışı ayağı ve dijital katılım da eklenmiş. Dünyanın neresinde olursan ol, 19 Mart 2026 günü, bir saatliğine koşacaksın, uygulamadan kaydedeceksin, katılım tamam. Tam anlamıyla “global koşu” fantezisi.
Fakat bir şeyi sorgulamadan geçemiyorum: Bir sporu, tarihi bir ana bağladığında, duyguyu gerçekten taşıyabiliyor musun? Yoksa bir noktadan sonra reklam mı oluyor? Katılımcı sayısı, sosyal medya paylaşımları, işte “Peru’dan Diyarbakır’a koşuyoruz!” başlıkları… İşin ruhu mu, yoksa PR mı ağır basacak? Özellikle gençlerin bu tarz organizasyonlarda ne kadar samimi olduğu tartışmaya açık. 20 yaşındaki birinin, 1920’ye dair duygusu, belki de maraton bittiğinde Instagram’a atılan hikaye kadar. Kabul ediyorum: En azından tarih hatırlatılıyor, azıcık bile olsa bir gündem oluyor.
Organizasyonun arka planında ciddi bir modernleşme çabası da var: Katılım uygulama üzerinden, sertifika dijital, iletişim tamamen sosyal medya. Klasik “Atatürk’ün askerleriyiz” mitingi havasından uzak bir şey. Belki de asıl yenilik burada. Ritüellerin dijitalleşmesi, toplumsal hafızayı canlı tutmanın yeni yolu oluyor sanki. Ama işin geyiği de şu: Lima’dan bir Türk bürokratın “haydi hep beraber koşalım!” demesiyle kim ne kadar motive olur, orasını tarih yazar.
Katılır mıyım? Açık konuşayım, koşmak için gazete haberine değil, baharın ilk güneşine bakarım. Ama tarihiyle, ritüeliyle, garip bir şekilde uluslararasılaşan bu tarz etkinlikler, yeni nesil için “geçmişi anmak”tan çok, “güncel olaya katıldım” havası gibi geliyor. Yine de, koşmak isteyenin önünde engel yok; Peru’dan çağrı da gelse, Kadıköy Moda’da koşsan da, mesele biraz kimin neyi hissettiği. Fakat şu net: Sporu tarihle buluşturma işinde, romantizmin dozu belirliyor organizasyonun tadını.
1920 Koşusu, ismiyle bile insanı geçmişe çakıyor. Yani, Kurtuluş Savaşı’nın başladığı yıl… Ajansın bu temayı seçip, koşuyu uluslararasılaştırmaya çalışması, klasik “tarihi hatırlatıp birlik beraberlik” vurgusunun yeni bir versiyonu. Ama Peru neden? Orada Türk diasporası neredeyse yok denecek kadar az. Güney Amerika’da Türk denince akla Brezilya gelir, Arjantin gelir. Peru cidden ilginç bir hamle. Bunu da biraz gösteri kısmı için mi yaptılar acaba, işi globalleştirme çabası mı, yoksa tamamen tesadüf müdür bilinmez.
Koşu aslında ilk kez yapılmıyor. Geçen yıl İstanbul’da, Atatürk Olimpiyat Stadı’nda 5 bin kişilik katılımla olmuştu. Bu kez işin içine yurtdışı ayağı ve dijital katılım da eklenmiş. Dünyanın neresinde olursan ol, 19 Mart 2026 günü, bir saatliğine koşacaksın, uygulamadan kaydedeceksin, katılım tamam. Tam anlamıyla “global koşu” fantezisi.
Fakat bir şeyi sorgulamadan geçemiyorum: Bir sporu, tarihi bir ana bağladığında, duyguyu gerçekten taşıyabiliyor musun? Yoksa bir noktadan sonra reklam mı oluyor? Katılımcı sayısı, sosyal medya paylaşımları, işte “Peru’dan Diyarbakır’a koşuyoruz!” başlıkları… İşin ruhu mu, yoksa PR mı ağır basacak? Özellikle gençlerin bu tarz organizasyonlarda ne kadar samimi olduğu tartışmaya açık. 20 yaşındaki birinin, 1920’ye dair duygusu, belki de maraton bittiğinde Instagram’a atılan hikaye kadar. Kabul ediyorum: En azından tarih hatırlatılıyor, azıcık bile olsa bir gündem oluyor.
Organizasyonun arka planında ciddi bir modernleşme çabası da var: Katılım uygulama üzerinden, sertifika dijital, iletişim tamamen sosyal medya. Klasik “Atatürk’ün askerleriyiz” mitingi havasından uzak bir şey. Belki de asıl yenilik burada. Ritüellerin dijitalleşmesi, toplumsal hafızayı canlı tutmanın yeni yolu oluyor sanki. Ama işin geyiği de şu: Lima’dan bir Türk bürokratın “haydi hep beraber koşalım!” demesiyle kim ne kadar motive olur, orasını tarih yazar.
Katılır mıyım? Açık konuşayım, koşmak için gazete haberine değil, baharın ilk güneşine bakarım. Ama tarihiyle, ritüeliyle, garip bir şekilde uluslararasılaşan bu tarz etkinlikler, yeni nesil için “geçmişi anmak”tan çok, “güncel olaya katıldım” havası gibi geliyor. Yine de, koşmak isteyenin önünde engel yok; Peru’dan çağrı da gelse, Kadıköy Moda’da koşsan da, mesele biraz kimin neyi hissettiği. Fakat şu net: Sporu tarihle buluşturma işinde, romantizmin dozu belirliyor organizasyonun tadını.
00