Bir romanı okurken kafamda kurduğum atmosferin, filme uyarlanınca darmaduman olduğunu çok gördüm. Orhan Pamuk’un “Kara Kitap”ı bende bambaşka bir İstanbul yaratırken, filmlerde o büyünün çoğu gidiyor. Edebiyatta detay, karakterin iç sesi, şehir tasviri uçsuz bucaksız; sinemada ise iki saate, bir ekrana sıkışıyor. 2012’de Onur Ünlü’nün “Sen Aydınlatırsın Geceyi”si, sıradışı bir örnekti; absürt edebiyatı sinemaya sokabildi ama herkesin harcı değil. Lise yıllarında, bir Sabahattin Ali öyküsünü tiyatro kulübüne uyarlamaya çalışmıştık; diyalog yazmakla roman anlatmak bambaşka işlermiş, orada anladım. Şu tavsiye net: Uyarlama izlerken kitabı tamamen unut, başka bir eser izlediğinin farkında ol. Sinema, edebiyatın çevirisi değil; bazen sadece esinlenen, çoğu zaman da yolunu kaybeden bir kuzeni gibi.
00