Edebiyat uyarlaması sinema dediğin şey, Türkiye’de genelde kitaba sadık kalma takıntısıyla ilerliyor ama çoğunlukla ruhu kaçırıyorlar. Mesela Orhan Kemal’in “Murtaza”sı, 1987’de Halit Refiğ’in elinde kitaptaki sancıyı, o acayip mizahı veremedi; karakter sanki kartondan çıkmış gibiydi. Senaryo yazarları çoğu zaman diyalogları kitaptan olduğu gibi alıp sinemaya taşıyınca iş yavanlaşıyor, çünkü sinema başka bir dil. 2016’daki “Küçük Prens” uyarlamasında bile, kendi kültürümüzden olmayan bir hikayede bile, diyalogları yediremiyorlar; sanki el yazması okuyoruz. Edebiyatı sadece senaryonun hamuru sanmak büyük hata. İyi örnek arayanlara Zeki Demirkubuz’un “Yeraltı”sını öneririm; orada edebiyat dokusu filme sindirilmiş, lafı uzatmadan, yeni bir dert yaratıyor. Sinemacının kitaba tapması değil, ondan ilham alıp kendi yolunu bulması şart.
00