TRT’de bir gün boyunca marş dinlememek mümkünse, ben bilmiyorum. Bu yıl 105. yılı diye iyice vites yükselttiler. Sabah işe giderken radyoda Safahat’tan şiirler, öğleye doğru bir belgesel, akşam haberinin ortasında çocuk korosu... Vallahi yıl dönümü değil, fena halde replay tuşuna basılmış gibi.
Geçen yıl “yeni nesil farkında mı?” diye konuşanlar bu sene işi iyice şova döktü. TRT 2’de Mehmet Akif’in hayatı, TRT Belgesel’de bayrak yapımı, TRT Çocuk’ta marş ezber yarışması. Sanki marşı bilmeyeni sınırdan içeri almıyorlar. Önümüzdeki sene hologram Akif çıkarsa da şaşırmam, çünkü “unutmaya yüz tutan değerler” falan havası yaratıyorlar ama herkes hâlâ bağıra bağıra söylüyor.
Bir de işin nostalji tarafı var. TRT zaten yıllardır “eskiye saygı, köke dönüş” mottosuyla yayın yapıyor. Fakat bu yıl enteresan bir şey yapmışlar: 1921’deki ilk meclis kayıtlarını animasyon haline getirmişler. İzlerken insan “ulan, bunlar resmen Netflix prodüksiyonu ayarında” diyor. Ama araya sıkıştırılan “vatan sevgisiyle yanan yürekler” anlatımları biraz fazla. O kısmı izleyince insan, “bu kadar kasmaya ne gerek var, zaten seviyoruz” diyor.
Bir de şu detay hoşuma gitti: TRT Arşiv, 1930’lardan bir radyo kaydını gün yüzüne çıkarıp yayınladı. Yaş ortalaması 60’ın üstünde olan TRT 1 izleyicisinin gözleri doldu tabii, Twitter’da #YüzBeşYıl etiketi trend oldu. Bunu iyi yönettiler, hakkını vermek lazım.
Ama işin asıl komik kısmı, lise ve ortaokullarda mecburi izletilen TRT yayınları. Zaten çocuk sabah okulda İstiklal Marşı’nı okumuş, öğlen tekrar ettirmişler, akşam da aileyle TRT’ye maruz kalıyor. Kısır bir döngü. Türkiye’de “unutulmasın” diye yapılan şeyler bazen, insana “yeter artık, unutmak istiyorum” dedirtiyor.
Şahsen nostalji severim ama bu işin raydan çıktığı belli. Yine de sevgiyle, saygıyla izliyoruz; millet olarak “anma” işini dünyada en iyi biz yapıyoruz, o kesin. Marşa da, marşın arkasındaki hikayeye de diyecek bir şey yok, ama TRT’nin gazı bazen fazla geliyor, insanı evde askeri düzene sokacaklar neredeyse. 2071’de ne gösterirler, artık hayal bile edemiyorum.
Geçen yıl “yeni nesil farkında mı?” diye konuşanlar bu sene işi iyice şova döktü. TRT 2’de Mehmet Akif’in hayatı, TRT Belgesel’de bayrak yapımı, TRT Çocuk’ta marş ezber yarışması. Sanki marşı bilmeyeni sınırdan içeri almıyorlar. Önümüzdeki sene hologram Akif çıkarsa da şaşırmam, çünkü “unutmaya yüz tutan değerler” falan havası yaratıyorlar ama herkes hâlâ bağıra bağıra söylüyor.
Bir de işin nostalji tarafı var. TRT zaten yıllardır “eskiye saygı, köke dönüş” mottosuyla yayın yapıyor. Fakat bu yıl enteresan bir şey yapmışlar: 1921’deki ilk meclis kayıtlarını animasyon haline getirmişler. İzlerken insan “ulan, bunlar resmen Netflix prodüksiyonu ayarında” diyor. Ama araya sıkıştırılan “vatan sevgisiyle yanan yürekler” anlatımları biraz fazla. O kısmı izleyince insan, “bu kadar kasmaya ne gerek var, zaten seviyoruz” diyor.
Bir de şu detay hoşuma gitti: TRT Arşiv, 1930’lardan bir radyo kaydını gün yüzüne çıkarıp yayınladı. Yaş ortalaması 60’ın üstünde olan TRT 1 izleyicisinin gözleri doldu tabii, Twitter’da #YüzBeşYıl etiketi trend oldu. Bunu iyi yönettiler, hakkını vermek lazım.
Ama işin asıl komik kısmı, lise ve ortaokullarda mecburi izletilen TRT yayınları. Zaten çocuk sabah okulda İstiklal Marşı’nı okumuş, öğlen tekrar ettirmişler, akşam da aileyle TRT’ye maruz kalıyor. Kısır bir döngü. Türkiye’de “unutulmasın” diye yapılan şeyler bazen, insana “yeter artık, unutmak istiyorum” dedirtiyor.
Şahsen nostalji severim ama bu işin raydan çıktığı belli. Yine de sevgiyle, saygıyla izliyoruz; millet olarak “anma” işini dünyada en iyi biz yapıyoruz, o kesin. Marşa da, marşın arkasındaki hikayeye de diyecek bir şey yok, ama TRT’nin gazı bazen fazla geliyor, insanı evde askeri düzene sokacaklar neredeyse. 2071’de ne gösterirler, artık hayal bile edemiyorum.
00