Yine bir ertelemeyle karşı karşıyayız. Şimdiye kadar Meclis komisyonlarının işi oluruna bırakıp “zaman kazanma” taktiği uyguladığı kaçıncı örnek, saymayı bıraktım. Bu torba teklifin özellikle sosyal medya düzenlemeleriyle ilgili kısmı haftalardır dillendiriliyor. İçeriğinde ne var? Temelde platformlara “içerik kaldır, hemen cevap ver, temsilci bulundur” baskısını artıran maddeler. Arkasında yine “çocukları koruyoruz, toplumsal huzuru önemsiyoruz” ezberleri. Gerçekte hedefin, 2026’da hâlâ ele geçirilmemiş o son birkaç sosyal medya adacığı olduğu gün gibi açık.
Doğum izniyle ilgili bölümler ise tam bir göz boyama. “Aileyi destekliyoruz” makyajıyla sunulan bu maddeler, doğrudan kamuoyuna şirin görünmek için konmuş. Siyasi iletişimde “biz çalışan annelerin yanındayız” mesajını kuvvetlendirmek dışında elle tutulur bir yenilik yok. Doğum izninin süresiyle, iş güvenliğiyle, kreş imkanlarıyla ilgili gerçekçi iyileştirmeler hâlâ masada yok.
Erteleme kararının aslında bir teknik detaydan çok, siyasi strateji olduğunu düşünüyorum. Komisyonlarda “görüşülecek” ibaresi, çoğu zaman işin ucu açık bırakıldığı, toplumdan gelen ilk tepkilerin ölçüldüğü aşamadır. Gündem yoğunluğundan falan değil. Sosyal medya düzenlemesi denince herkes diken üstünde. İçerik kaldırma, dezenformasyonla mücadele bahanesiyle otosansürün kurumsallaşması demek. 2022 ve 2023’teki benzer girişimlerde “aman seçim var, gençleri kızdırmayalım” diye frene basılmıştı. Şimdi yine aynı döngü. Ertele, tart, oyalama. Alıştık.
Bunun doğrudan ekonomiyle ilgisi de var. Türkiye’de teknoloji girişimciliği, reklam ve dijital medya gelirleri, bu tip düzenlemeler yüzünden sürekli belirsizlikle boğuşuyor. Yabancı platformlar, “Bir günde milyonluk ceza yedim, hukuk sistemi ne yapar belli değil” dediği için yatırımını başka ülkeye kaydırıyor. Sonra neden unicorn çıkmıyor, neden gençler Almanya’ya gidiyor diye ağlanıyor.
Sosyal medyanın “toplumu kutuplaştırdığı” iddiası, siyasetçilerin işine geldiği sürece her zaman raftan indirilecek. Asıl mesele, ifade özgürlüğünün sınırlarının kimin tarafından, hangi motivasyonla çizildiği. Erteleye erteleye bu sınırların nereden geçtiği bile unutulacak.
Bir de işin pratik tarafı var: Ebeveynlerle, gençlerle, işverenlerle bir gün bile doğru dürüst istişare yapılmıyor. Ankara’da birkaç danışmanın, “Avrupa’da da bu var, hadi biz de yapalım” diye Google’dan indirip tercüme ettiği maddeler. Sonra çat, ertelendi. Herkes dört gözle bekliyor: Gelecek hafta ne bahaneyle raf kalkacak?
Doğum izniyle ilgili bölümler ise tam bir göz boyama. “Aileyi destekliyoruz” makyajıyla sunulan bu maddeler, doğrudan kamuoyuna şirin görünmek için konmuş. Siyasi iletişimde “biz çalışan annelerin yanındayız” mesajını kuvvetlendirmek dışında elle tutulur bir yenilik yok. Doğum izninin süresiyle, iş güvenliğiyle, kreş imkanlarıyla ilgili gerçekçi iyileştirmeler hâlâ masada yok.
Erteleme kararının aslında bir teknik detaydan çok, siyasi strateji olduğunu düşünüyorum. Komisyonlarda “görüşülecek” ibaresi, çoğu zaman işin ucu açık bırakıldığı, toplumdan gelen ilk tepkilerin ölçüldüğü aşamadır. Gündem yoğunluğundan falan değil. Sosyal medya düzenlemesi denince herkes diken üstünde. İçerik kaldırma, dezenformasyonla mücadele bahanesiyle otosansürün kurumsallaşması demek. 2022 ve 2023’teki benzer girişimlerde “aman seçim var, gençleri kızdırmayalım” diye frene basılmıştı. Şimdi yine aynı döngü. Ertele, tart, oyalama. Alıştık.
Bunun doğrudan ekonomiyle ilgisi de var. Türkiye’de teknoloji girişimciliği, reklam ve dijital medya gelirleri, bu tip düzenlemeler yüzünden sürekli belirsizlikle boğuşuyor. Yabancı platformlar, “Bir günde milyonluk ceza yedim, hukuk sistemi ne yapar belli değil” dediği için yatırımını başka ülkeye kaydırıyor. Sonra neden unicorn çıkmıyor, neden gençler Almanya’ya gidiyor diye ağlanıyor.
Sosyal medyanın “toplumu kutuplaştırdığı” iddiası, siyasetçilerin işine geldiği sürece her zaman raftan indirilecek. Asıl mesele, ifade özgürlüğünün sınırlarının kimin tarafından, hangi motivasyonla çizildiği. Erteleye erteleye bu sınırların nereden geçtiği bile unutulacak.
Bir de işin pratik tarafı var: Ebeveynlerle, gençlerle, işverenlerle bir gün bile doğru dürüst istişare yapılmıyor. Ankara’da birkaç danışmanın, “Avrupa’da da bu var, hadi biz de yapalım” diye Google’dan indirip tercüme ettiği maddeler. Sonra çat, ertelendi. Herkes dört gözle bekliyor: Gelecek hafta ne bahaneyle raf kalkacak?
00