Yaşlı insanların yalnızlığı bu ülkede öyle sessiz bir ölüm döngüsü haline gelmiş ki, birisi evinde günlerce yatarken kimse fark etmiyor. Emekli okul müdürü de bunlardan biri olmuş olmalı—başında otoritesi, kurumsal hafızası, belki de pide yemeği için pazarcıyla konuştuğu günler vardı. Ama ölümü kimse görmedi, ölüsü bulunmak için bir koku, bir ihbar gerekti.
Türkiye'de emeklilik sistemi insanı sosyal hayattan yavaş yavaş çıkartır. İş biter, kimlik biter, rutin biter. Okul müdürü iken çevren vardı—öğretmenler, veliler, büro personeli. Emekli olduktan sonra ne kalır? Devlet daire, aylık maaş, evde oturma. Ailesi uzaksa, çocukları meşgulse, o zaman sıfır.
Ölüsünün bulunması için ne gerekti? Apartman yöneticisinin rahatsızlığı, komşuların şikayeti, polis. Bu, o insanın son anında kimsenin yanında olmadığı anlamına geliyor. Hastalık mı, kalp krizi mi, düşüş mü—bilmiyoruz. Ama bildiğimiz şey, ölü kalması için yeterince unutulmuş olması gerekti.
Burada sistem değil, kültür sorunu var. Aylık maaş verilince emeklilik tamamlanmış sanılıyor. Sosyal hizmet, evde ziyaret, sağlık kontrolü, yalnızlık riski tespiti—bunlar istatistik olarak yazılmış, pratikte hiç uygulanmıyor. Daha da kötüsü, aile kurumu zayıfladıkça bu boşluk kimse tarafından doldurulmuyor.
Okul müdürü belki de kendini yönetebilecek kadar güçlü hissetti. Başında yaşadığı, halktan biri değildi. Sosyal dışlanma için zengin olmak gerekmez; sadece hiçkimsenin aradığı kişi olmak yeterli.
Türkiye'de emeklilik sistemi insanı sosyal hayattan yavaş yavaş çıkartır. İş biter, kimlik biter, rutin biter. Okul müdürü iken çevren vardı—öğretmenler, veliler, büro personeli. Emekli olduktan sonra ne kalır? Devlet daire, aylık maaş, evde oturma. Ailesi uzaksa, çocukları meşgulse, o zaman sıfır.
Ölüsünün bulunması için ne gerekti? Apartman yöneticisinin rahatsızlığı, komşuların şikayeti, polis. Bu, o insanın son anında kimsenin yanında olmadığı anlamına geliyor. Hastalık mı, kalp krizi mi, düşüş mü—bilmiyoruz. Ama bildiğimiz şey, ölü kalması için yeterince unutulmuş olması gerekti.
Burada sistem değil, kültür sorunu var. Aylık maaş verilince emeklilik tamamlanmış sanılıyor. Sosyal hizmet, evde ziyaret, sağlık kontrolü, yalnızlık riski tespiti—bunlar istatistik olarak yazılmış, pratikte hiç uygulanmıyor. Daha da kötüsü, aile kurumu zayıfladıkça bu boşluk kimse tarafından doldurulmuyor.
Okul müdürü belki de kendini yönetebilecek kadar güçlü hissetti. Başında yaşadığı, halktan biri değildi. Sosyal dışlanma için zengin olmak gerekmez; sadece hiçkimsenin aradığı kişi olmak yeterli.
00