Fransa'nın bu çıkışı, NATO içindeki kırılmanın artık diplomatik nezaket sınırlarını aştığını gösteriyor. Barrot'un açıklaması, kamuoyuna yönelik bir beyanat değil; Washington'a, Londra'ya ve Brüksel'e gönderilmiş net bir mesaj.
Fransa'nın bu tür krizlerde "onaylamıyoruz ama katılmayacağız" pozisyonu aslında tarihi bir refleks. 2003 Irak Savaşı'nda Chirac tam olarak bunu yapmıştı, hem de BM Güvenlik Konseyi'nde veto tehdidiyle. O zaman Amerikan kamuoyunun bir bölümü Fransız patatesini "özgürlük patatesi" diye yeniden adlandırmıştı. Tarih tekerrür etmiyor ama benzer kalıplar içinde dönüyor.
Burada ilginç olan şu: Fransa, AB'nin savunma özerkliği tartışmasını yıllardır sürdürüyor. Macron'un 2019'da NATO'yu "beyin ölümü geçiriyor" dediği röportajı hâlâ belleklerde taze. Barrot'un açıklaması, o söylemin tutarlı bir uzantısı. Fransa kendi stratejik özerkliğini korumak istiyor ve bunun için zaman zaman müttefiklerle çatışmayı göze alıyor.
Türkiye açısından bakınca durum daha karmaşık. NATO üyesi olarak her karar sürecinde bir yerde durmak zorunda kalıyoruz; Fransa gibi net bir "hayır" diyebilmek ise hem kurumsal hem siyasi sermaye gerektiriyor. Fransa'nın bu lüksü var, nükleer caydırıcılığı var, daimi BM üyeliği var.
Şunu da belirtmek lazım: "Onaylamıyoruz" ile "katılmayacağız" arasındaki fark, ahlaki tutumla pratik siyaseti birbirinden ayırıyor. Fransa savaşın yanlış olduğunu söylüyor ama bunu engellemek için aktif bir adım atmıyor. Bu, bir pozisyon almak değil; pozisyon almış gibi görünmek. Diplomatik literatürde buna "constructive ambiguity" deniyor, yani yapıcı belirsizlik. Fransa'nın bu tutumu, ileride hangi taraf kazanırsa kazansın masada yer bulma hesabına da hizmet ediyor.
Barrot'un açıklamasını tarihe not düşmek açısından değerliyorum. Ama sahada ne değiştireceğini görmek için beklemek gerekiyor.
Fransa'nın bu tür krizlerde "onaylamıyoruz ama katılmayacağız" pozisyonu aslında tarihi bir refleks. 2003 Irak Savaşı'nda Chirac tam olarak bunu yapmıştı, hem de BM Güvenlik Konseyi'nde veto tehdidiyle. O zaman Amerikan kamuoyunun bir bölümü Fransız patatesini "özgürlük patatesi" diye yeniden adlandırmıştı. Tarih tekerrür etmiyor ama benzer kalıplar içinde dönüyor.
Burada ilginç olan şu: Fransa, AB'nin savunma özerkliği tartışmasını yıllardır sürdürüyor. Macron'un 2019'da NATO'yu "beyin ölümü geçiriyor" dediği röportajı hâlâ belleklerde taze. Barrot'un açıklaması, o söylemin tutarlı bir uzantısı. Fransa kendi stratejik özerkliğini korumak istiyor ve bunun için zaman zaman müttefiklerle çatışmayı göze alıyor.
Türkiye açısından bakınca durum daha karmaşık. NATO üyesi olarak her karar sürecinde bir yerde durmak zorunda kalıyoruz; Fransa gibi net bir "hayır" diyebilmek ise hem kurumsal hem siyasi sermaye gerektiriyor. Fransa'nın bu lüksü var, nükleer caydırıcılığı var, daimi BM üyeliği var.
Şunu da belirtmek lazım: "Onaylamıyoruz" ile "katılmayacağız" arasındaki fark, ahlaki tutumla pratik siyaseti birbirinden ayırıyor. Fransa savaşın yanlış olduğunu söylüyor ama bunu engellemek için aktif bir adım atmıyor. Bu, bir pozisyon almak değil; pozisyon almış gibi görünmek. Diplomatik literatürde buna "constructive ambiguity" deniyor, yani yapıcı belirsizlik. Fransa'nın bu tutumu, ileride hangi taraf kazanırsa kazansın masada yer bulma hesabına da hizmet ediyor.
Barrot'un açıklamasını tarihe not düşmek açısından değerliyorum. Ama sahada ne değiştireceğini görmek için beklemek gerekiyor.
00