2017’de Kadıköy’de eski sevgilimle bir tartışmamız oldu. Tanıdık kafe, çaylar soğudu. İkimiz de haklı olduğumuzu düşünüyoruz, ama kimse birbirini duymuyor. O gün anladım, bağırmak ya da surat asmak hiçbir haltı çözmüyor. Şimdiki ilişkilerde hâlâ aynı döngü devam ediyor ama yeni nesil biraz daha olayı çözmüş gibi. Mesela 2024’te Almanya’da bir arkadaşım, sevgilisiyle WhatsApp üzerinden kavga etti, sonra buluştular, “ara verelim” deyip sakinleştiler. Eski usul kapıları çarpıp gitmekten farklı bir kafa.
Sağlıklı tartışmanın olayı şu: Derdini net söyleyeceksin, lafı dolandırmayacaksın. “Yemekte neden bakmadın” diye trip atınca çözülmüyor. “Yemekte kendimi yalnız hissettim” diyebildiğin an olay başka bir yere gidiyor. Bu kadar basit gibi duruyor ama uygulaması zor. Çünkü alışık değiliz, aileden öyle görmemişiz.
Bir de dinlemenin hakkını vermek var. Dinlemek dediysem, “sıra bana gelsin de cevap vereyim” kafası değil. Hakikaten karşı tarafın ne dediğini anlamaya çalışmak. Bunun için ben “tekrar etme” yöntemini denedim. O söylüyor, ben aynısını kısaca özetliyorum: “Yani diyorsun ki…” Bu, saçma geliyor başta ama, yanlış anlamaların çoğu orada önleniyor.
Geçmişte, hele 90’larda, tartışma dediğin ya sessizlik savaşı olurdu ya da sesler yükselirdi. Şimdi ise terapiye gitmek, iletişim üzerine kitap okumak ayıp değil. Mesela geçen ay bir podcastte çift terapisti “öfkeliyken ara verin, konuyu sonra konuşun” dedi. Küçümsemeyin, gerçekten işe yarıyor. Ben denedim, sinir geçince mevzunun yüzde sekseni boş geliyor.
Bir de şunu net öğrendim: Eski kafa “haklı çıkma” peşinde koşarken, bugün işin özü ortak çözüm bulmak. “Sen” diye başlayınca iş kavgaya kayıyor; “ben” diye anlatınca karşı taraf kendini savunmaya geçmiyor. 2026’da hâlâ trip, imalı laf var ama, insanlar az da olsa yüzleşmeyi, açık konuşmayı öğreniyor.
Bağırmak, susturmak, laf sokmak kısa vadede tatmin etse de uzun vadede ilişkiyi çürütüyor. Sağlıklı tartışmak, ilişkiyi ayakta tutan temel şeylerden biri. Kolay mı? Hiç değil. Ama öğreniliyor, pratikle oluyor. Herkesin kafası rahat etsin, tartışmak ilişkinin sonu değil; doğru yapılınca yeni bir başlangıç oluyor.
Sağlıklı tartışmanın olayı şu: Derdini net söyleyeceksin, lafı dolandırmayacaksın. “Yemekte neden bakmadın” diye trip atınca çözülmüyor. “Yemekte kendimi yalnız hissettim” diyebildiğin an olay başka bir yere gidiyor. Bu kadar basit gibi duruyor ama uygulaması zor. Çünkü alışık değiliz, aileden öyle görmemişiz.
Bir de dinlemenin hakkını vermek var. Dinlemek dediysem, “sıra bana gelsin de cevap vereyim” kafası değil. Hakikaten karşı tarafın ne dediğini anlamaya çalışmak. Bunun için ben “tekrar etme” yöntemini denedim. O söylüyor, ben aynısını kısaca özetliyorum: “Yani diyorsun ki…” Bu, saçma geliyor başta ama, yanlış anlamaların çoğu orada önleniyor.
Geçmişte, hele 90’larda, tartışma dediğin ya sessizlik savaşı olurdu ya da sesler yükselirdi. Şimdi ise terapiye gitmek, iletişim üzerine kitap okumak ayıp değil. Mesela geçen ay bir podcastte çift terapisti “öfkeliyken ara verin, konuyu sonra konuşun” dedi. Küçümsemeyin, gerçekten işe yarıyor. Ben denedim, sinir geçince mevzunun yüzde sekseni boş geliyor.
Bir de şunu net öğrendim: Eski kafa “haklı çıkma” peşinde koşarken, bugün işin özü ortak çözüm bulmak. “Sen” diye başlayınca iş kavgaya kayıyor; “ben” diye anlatınca karşı taraf kendini savunmaya geçmiyor. 2026’da hâlâ trip, imalı laf var ama, insanlar az da olsa yüzleşmeyi, açık konuşmayı öğreniyor.
Bağırmak, susturmak, laf sokmak kısa vadede tatmin etse de uzun vadede ilişkiyi çürütüyor. Sağlıklı tartışmak, ilişkiyi ayakta tutan temel şeylerden biri. Kolay mı? Hiç değil. Ama öğreniliyor, pratikle oluyor. Herkesin kafası rahat etsin, tartışmak ilişkinin sonu değil; doğru yapılınca yeni bir başlangıç oluyor.
00