Salonun kapısından içeri girince birilerine “hangi programı uyguluyorsun?” diye soranların gözünde o çaresizliği net görüyorsun. Kas yapmak, yağ yakmak, bir şekilde “değişmek” isteyenler hepsini aynı çuvala atıyor. Planlama lafı kulağa sıkıcı geliyor, halbuki işin yüzde sekseni orada dönüyor; geri kalanı ter ve vazelin kokusu.
2018’de ilk kez ciddi bir şekilde squat yapmaya karar verdiğimde, önümdeki not defterine 6 haftalık bir program yazmıştım. O dönemde etrafta “split mi full-body mi?” tartışmaları dönüyordu. Ben ise sadece, hangi gün neyi çalışacağımı, kaç tekrar yapacağımı bilmek istiyordum. O küçük defter, bana birincisi; hangi gün neyi yapmam gerektiğini, ikincisi; ertesi gün bacaklarımı unutmamam gerektiğini, üçüncüsü; egoda boğulmanın, ağırlığa abanmanın hiçbir yere götürmediğini öğretti.
Türkiye’de spor salonlarında en çok görülen manzara: Pazartesi göğüs, salı kol, çarşamba boş. Perşembe yine göğüs. Planlama yoksa motivasyon da iki haftada su olur gider. Çünkü amaç net değil, yol haritası yok, yolda harcanan benzin belli değil. Şimdi, “ben düzenli spor yapamıyorum” diyenlerin yüzde doksanı, başlarken ne istediklerini ve bunu nasıl ölçeceklerini hiç düşünmemiş oluyor. Hedefi olmayan adam her sokağa sapar, sonunda da kaybolur.
Planın sadece “hangi gün hangi kası çalıştırayım?” gibi teknik detayları yok. Uyku saatinden su içmeye, geçen ay kaç kilo kaldırdın gibi niceliklere kadar takip gerektiriyor. Kendine şu soruları sormadan yapılan antrenman boşa kürek:
- Neyi değiştiriyorum?
- Ölçüm neyle olacak? (Ayna, mezura, fotoğraf, sağlık testi)
- Ne zamana kadar hangi noktaya varmak istiyorum?
- Hangi alışkanlıklardan vazgeçeceğim?
“Her gün salona gideceğim” diye yemin edip üç günde pes edenlerin ortak bir kusuru var: Kafalarında plan yok, sadece bir istek var. İstekle plan arasındaki fark, Ankara’daki Eymir Gölü ile Konya Ovası gibi. Biri sonu belli bir parkur, diğeri orada kendi başına çırpınan bir su birikintisi.
Planlama motivasyonu da sürdürür. Çünkü bir çizelge, bir takip formu, bir eskiye dönüp bakabilme hali insana, “bak, geçen ay şu kadar gelişmişim” dedirtir. Sporda olduğu gibi hayatta da bir şeyin ilerlediğini görmek, başka hiçbir dış faktör olmadan, içte bir ateş yakar. Tembellik ise plansızlığın doğal uzantısı. “Bugün ne yapsam acaba?” sorusu, bırakmayı kafada çoktan tasarlamış insanın iç sesi.
Kendi deneyimimden biliyorum: Planı olmayan her deneme, üç gün sonra iç sıkıntısına, dört gün sonra gereksiz karbonhidrat yüklemesine, beşinci gün de Instagram’da kendini motive edecek fake post arayışına dönüşüyor. O yüzden, plan dediğin öyle NASA projesi değil. Kağıda, telefona, duvara yaz, ama yaz. Hedef koy, ölç, takip et. Sonra bak, o aynada kim var?
2018’de ilk kez ciddi bir şekilde squat yapmaya karar verdiğimde, önümdeki not defterine 6 haftalık bir program yazmıştım. O dönemde etrafta “split mi full-body mi?” tartışmaları dönüyordu. Ben ise sadece, hangi gün neyi çalışacağımı, kaç tekrar yapacağımı bilmek istiyordum. O küçük defter, bana birincisi; hangi gün neyi yapmam gerektiğini, ikincisi; ertesi gün bacaklarımı unutmamam gerektiğini, üçüncüsü; egoda boğulmanın, ağırlığa abanmanın hiçbir yere götürmediğini öğretti.
Türkiye’de spor salonlarında en çok görülen manzara: Pazartesi göğüs, salı kol, çarşamba boş. Perşembe yine göğüs. Planlama yoksa motivasyon da iki haftada su olur gider. Çünkü amaç net değil, yol haritası yok, yolda harcanan benzin belli değil. Şimdi, “ben düzenli spor yapamıyorum” diyenlerin yüzde doksanı, başlarken ne istediklerini ve bunu nasıl ölçeceklerini hiç düşünmemiş oluyor. Hedefi olmayan adam her sokağa sapar, sonunda da kaybolur.
Planın sadece “hangi gün hangi kası çalıştırayım?” gibi teknik detayları yok. Uyku saatinden su içmeye, geçen ay kaç kilo kaldırdın gibi niceliklere kadar takip gerektiriyor. Kendine şu soruları sormadan yapılan antrenman boşa kürek:
- Neyi değiştiriyorum?
- Ölçüm neyle olacak? (Ayna, mezura, fotoğraf, sağlık testi)
- Ne zamana kadar hangi noktaya varmak istiyorum?
- Hangi alışkanlıklardan vazgeçeceğim?
“Her gün salona gideceğim” diye yemin edip üç günde pes edenlerin ortak bir kusuru var: Kafalarında plan yok, sadece bir istek var. İstekle plan arasındaki fark, Ankara’daki Eymir Gölü ile Konya Ovası gibi. Biri sonu belli bir parkur, diğeri orada kendi başına çırpınan bir su birikintisi.
Planlama motivasyonu da sürdürür. Çünkü bir çizelge, bir takip formu, bir eskiye dönüp bakabilme hali insana, “bak, geçen ay şu kadar gelişmişim” dedirtir. Sporda olduğu gibi hayatta da bir şeyin ilerlediğini görmek, başka hiçbir dış faktör olmadan, içte bir ateş yakar. Tembellik ise plansızlığın doğal uzantısı. “Bugün ne yapsam acaba?” sorusu, bırakmayı kafada çoktan tasarlamış insanın iç sesi.
Kendi deneyimimden biliyorum: Planı olmayan her deneme, üç gün sonra iç sıkıntısına, dört gün sonra gereksiz karbonhidrat yüklemesine, beşinci gün de Instagram’da kendini motive edecek fake post arayışına dönüşüyor. O yüzden, plan dediğin öyle NASA projesi değil. Kağıda, telefona, duvara yaz, ama yaz. Hedef koy, ölç, takip et. Sonra bak, o aynada kim var?
00