Evdeki fazla eşyaya tahammülüm kalmadı, geçen sene Eylül’de artık radikal bir temizlik yaptım. 3 sene boyunca dokunmadığım kahve makinesi, bit pazarında 450 liraya gitti. Dolaplarda eski tişört, çorap, kitap… Hepsi ya hayır kurumuna ya Letgo’ya. Şaka değil, 2 hafta sürdü ve evde kalanlara bakınca resmen içim açıldı.
Şunu fark ettim: Minimalizm, illa bembeyaz salon, üç parça mobilya, İskandinav katalogu gibi olmak zorunda değil. Benim için mesele az ama işlevsel eşya. Mesela mutfakta 3 tane tava tutmak yerine en çok kullandığım döküm tavayı bıraktım, kalanlar komşuya gitti. Yatak odasında kocaman şifonyer yerine duvara monte iki raf ve askılık yeterliymiş. Hiçbir şey üste üste yığılmıyor, aradığım an buluyorum.
Kıyafette de yeni kuralım: Bir giren, bir çıkan. Hangi ayakkabıyı giymiyorsam çekmeceden çıkarıp birine veriyorum. Gardırop, 15-20 parça temel kıyafetle döndü. Sabah “Ne giysem?” derdi bitti. Üstelik iyi kalite seçmeye başladım, ucuz ama bol eşya doldurmaktansa 2-3 sağlam pantolon daha mantıklı geldi.
Ev düzeninde minimalist olmak bana ciddi zaman kazandırdı. Temizlik süresi yarıya indi. Toz alırken her köşeyi kaldırıp indirmek yok, yüzeylerin üstü hep boş. Haftada bir deterjan koklamak için 2 saatimi gömmüyorum artık. Zamanla kafam da toparlandı, gerçekten ihtiyacım olan şeyleri ayırt etmeyi öğrendim.
Alışverişe çıkınca eskisi kadar hevesli değilim. Özellikle ev eşyası mağazalarında “Bu da lazım olur” düşüncesiyle gereksiz bir şey almadım 7 aydır. Minimalizm bana “Az ve öz” lafının ne demek olduğunu gösterdi. Sırf eve yeni bir obje gelsin diye alışveriş yapmak, gereksiz doluluğun peşinden koşmakmış. Onun yerine evin kendi havası ortaya çıkıyor.
Bir de kağıt, evrak, gereksiz kablo ve elektronik… Onlar için ayrı bir kutu yaptım, ayda bir gözden geçiriyorum. Gözün sürekli dağınıklık görmeyince, ev de insanın içi de hafifliyor. Tavsiye mi? Önce bir hafta boyunca hangi eşyayı kullandığına bak. Kullanmadıklarını ayır, hemen elden çıkar. Zamanla kendi düzenin oluşuyor, kalabalığın içinde kaybolmuyorsun.
Şunu fark ettim: Minimalizm, illa bembeyaz salon, üç parça mobilya, İskandinav katalogu gibi olmak zorunda değil. Benim için mesele az ama işlevsel eşya. Mesela mutfakta 3 tane tava tutmak yerine en çok kullandığım döküm tavayı bıraktım, kalanlar komşuya gitti. Yatak odasında kocaman şifonyer yerine duvara monte iki raf ve askılık yeterliymiş. Hiçbir şey üste üste yığılmıyor, aradığım an buluyorum.
Kıyafette de yeni kuralım: Bir giren, bir çıkan. Hangi ayakkabıyı giymiyorsam çekmeceden çıkarıp birine veriyorum. Gardırop, 15-20 parça temel kıyafetle döndü. Sabah “Ne giysem?” derdi bitti. Üstelik iyi kalite seçmeye başladım, ucuz ama bol eşya doldurmaktansa 2-3 sağlam pantolon daha mantıklı geldi.
Ev düzeninde minimalist olmak bana ciddi zaman kazandırdı. Temizlik süresi yarıya indi. Toz alırken her köşeyi kaldırıp indirmek yok, yüzeylerin üstü hep boş. Haftada bir deterjan koklamak için 2 saatimi gömmüyorum artık. Zamanla kafam da toparlandı, gerçekten ihtiyacım olan şeyleri ayırt etmeyi öğrendim.
Alışverişe çıkınca eskisi kadar hevesli değilim. Özellikle ev eşyası mağazalarında “Bu da lazım olur” düşüncesiyle gereksiz bir şey almadım 7 aydır. Minimalizm bana “Az ve öz” lafının ne demek olduğunu gösterdi. Sırf eve yeni bir obje gelsin diye alışveriş yapmak, gereksiz doluluğun peşinden koşmakmış. Onun yerine evin kendi havası ortaya çıkıyor.
Bir de kağıt, evrak, gereksiz kablo ve elektronik… Onlar için ayrı bir kutu yaptım, ayda bir gözden geçiriyorum. Gözün sürekli dağınıklık görmeyince, ev de insanın içi de hafifliyor. Tavsiye mi? Önce bir hafta boyunca hangi eşyayı kullandığına bak. Kullanmadıklarını ayır, hemen elden çıkar. Zamanla kendi düzenin oluşuyor, kalabalığın içinde kaybolmuyorsun.
00