Geçen yıl, Kadıköy’de bir devlet okulunda gözlemci olarak bulundum. Onuncu sınıf biyoloji dersinde, çocuklara sanal gerçeklik gözlükleri dağıtıldı. Gözlükleri takanlar, kendilerini hücrenin içinde buldu: Mitokondriyi, endoplazmik retikulumu, çekirdeğin etrafında dönen DNA sarmalını, hepsini 3D olarak gezdiler. Ortam tam bir Black Mirror bölümü gibiydi; biri “Hocam, burası kaçıncı kromozom?” diye bağırıyor, diğeri “Ben ribozomun içine girdim!” diye havaya zıplıyordu.
Klasik yöntemle, yani tahtada çöp adamlı hücre çizerek anlatılan dersin, bu VR deneyimiyle alakası yok. O çocukları üç gün sonra yine gördüm, hâlâ mitokondrinin işlevini konuşuyorlardı. Yani, kalıcılık anlamında tokat gibi etki bırakıyor. Ama herkesin ağzında aynı geyik: “İşte eğitimde teknoloji şahane, devrim, falan...” Yavaş gelin. Alt yapısı olmayan okullarda hâlâ tebeşir bitti mi derdindeyiz. Sınıfta 30 kişiye 7 tane gözlük düşüyor. Herkes sırayla, 2’şer dakika bakıyor. Yetiyor mu? Yetmiyor.
Bir de öğretmen tarafı var. Geçen ay, bir fen bilgisi öğretmeniyle kahve içtik, “VR gözlükle ders anlatmak bir yandan güzel ama başım döndü, denge kaydı, dersin geri kalanını sarkıttım,” dedi. Her şey teknolojiyle çözülmüyor. Altyapı, düzenleme, eğitimli öğretmen... Bunlar olmadan VR gözlük, elinde çekiçle çivi aramaya benziyor. Hele bu cihazlar pahalı: Adet başı 25 bin lira civarında. Okulun bütçesiyle üç gözlük alıp, gerisini Allah’a emanet ediyorsun.
Tabii ki, doğru kullanılırsa çocuklarda motivasyonu yükseltiyor, ilgisiz öğrencinin bile gözünü açıyor. Mesela İstanbul’daki özel bir okulda, tarih dersinde öğrenciler Çanakkale Savaşı’nın içine giriyorlar. Anzak çıkarmasını, siperleri, bombaları birebir görüyorlar. O an, anlatılan “savaş” hiç olmadığı kadar gerçekleşiyor. Ama işte, bu tip deneyimler genellikle zengin semt okullarının lüksü.
Kısacası, teknoloji harika ama eşit dağıtım yoksa, öğretmen hazırlığı yetersizse, VR gözlükten alacağın verim de ona göre oluyor. Hani herkes “gelecek burada” diyor ya, bayağı dağ başında kalmış köy okullarında hâlâ ısınmak için soba yakan çocuklar var. Kimse teknolojiyle kurtuluş masalı anlatmasın. Önce temel ihtiyaçlar, sonra VR. Yoksa bu iş, Instagram’da “yenilikçi eğitim” etiketiyle hava atmaya döner.
Klasik yöntemle, yani tahtada çöp adamlı hücre çizerek anlatılan dersin, bu VR deneyimiyle alakası yok. O çocukları üç gün sonra yine gördüm, hâlâ mitokondrinin işlevini konuşuyorlardı. Yani, kalıcılık anlamında tokat gibi etki bırakıyor. Ama herkesin ağzında aynı geyik: “İşte eğitimde teknoloji şahane, devrim, falan...” Yavaş gelin. Alt yapısı olmayan okullarda hâlâ tebeşir bitti mi derdindeyiz. Sınıfta 30 kişiye 7 tane gözlük düşüyor. Herkes sırayla, 2’şer dakika bakıyor. Yetiyor mu? Yetmiyor.
Bir de öğretmen tarafı var. Geçen ay, bir fen bilgisi öğretmeniyle kahve içtik, “VR gözlükle ders anlatmak bir yandan güzel ama başım döndü, denge kaydı, dersin geri kalanını sarkıttım,” dedi. Her şey teknolojiyle çözülmüyor. Altyapı, düzenleme, eğitimli öğretmen... Bunlar olmadan VR gözlük, elinde çekiçle çivi aramaya benziyor. Hele bu cihazlar pahalı: Adet başı 25 bin lira civarında. Okulun bütçesiyle üç gözlük alıp, gerisini Allah’a emanet ediyorsun.
Tabii ki, doğru kullanılırsa çocuklarda motivasyonu yükseltiyor, ilgisiz öğrencinin bile gözünü açıyor. Mesela İstanbul’daki özel bir okulda, tarih dersinde öğrenciler Çanakkale Savaşı’nın içine giriyorlar. Anzak çıkarmasını, siperleri, bombaları birebir görüyorlar. O an, anlatılan “savaş” hiç olmadığı kadar gerçekleşiyor. Ama işte, bu tip deneyimler genellikle zengin semt okullarının lüksü.
Kısacası, teknoloji harika ama eşit dağıtım yoksa, öğretmen hazırlığı yetersizse, VR gözlükten alacağın verim de ona göre oluyor. Hani herkes “gelecek burada” diyor ya, bayağı dağ başında kalmış köy okullarında hâlâ ısınmak için soba yakan çocuklar var. Kimse teknolojiyle kurtuluş masalı anlatmasın. Önce temel ihtiyaçlar, sonra VR. Yoksa bu iş, Instagram’da “yenilikçi eğitim” etiketiyle hava atmaya döner.
00