Sabah 07.30, alarm çalıyor, gözlerimi açmamla birlikte günün yükü omuzlarıma yapışıyor. İstanbul trafiği, iş yeri stresi, yetişmesi gereken faturalar... Kafanın içinde sürekli çalan bir zil gibi, susturmak imkansız gibi geliyor bazen. Senenin başında, Ocak ayında kendime net bir söz verdim: “Bir kere daha sinirden çay bardağını çatlatırsam, yoga kursuna yazılacağım.” Tam üç hafta sonra, kayınvalidenin evinde o bardağı kırdım. O gün bugündür her sabah, işe gitmeden önce 10 dakika nefes egzersizi yapıyorum.
Pratikte en çok işe yarayanlar şöyle:
- Sabah uyanınca telefonun ekranına bakmadan, camı açıp derin nefes almak. Abartısız, beş nefes bile insanı sıfırlıyor.
- Ajanda tutmak. Kafadaki yükü kaleme dökünce, dert biraz dışarı çıkıyor. Şubat’ta not aldığım stres etkenlerini alt alta yazıp, hangilerini gerçekten değiştirebileceğime baktım. %70’i kontrolüm dışında. Boşa üzülmeyi azalttı.
- Gereksiz insanlarla muhatap olmamak. İşyerinde sürekli negatiflik saçan o elemandan uzak durmak, gerçekten hayat kurtarıyor. Zorunlu değilsen, mesafeni koru.
Bir de küçük yürüyüşler var. Kadıköy’de Yoğurtçu Parkı’nda öğle arası yaptığım 15 dakikalık yürüyüş öyle iyi geliyor ki, bazen müdürün triplerini unutturuyor. Mümkünse doğaya yakın olmak, hiç olmadı apartmanın önünde kısa bir tur atmak bile iyi geliyor. Sırtımda taşıdığım o karabasanı biraz hafifletiyor.
Uykunun hakkını vermek şart. Gündüz stresliysen, gece de beynin susmuyor. Mart başından beri 23.00’te telefonu kapatıyorum. Saçma sapan videolar, storyler falan, hepsi uyku çalıyor. Kafayı yastığa koyunca, en azından 20 dakika boyunca hiçbir şey düşünmemeye çalışıyorum. Zor ama alışınca etkisini görüyorsun.
Son olarak, küçük zevkler. Haftada bir kendime kahve ısmarlamak, kitapçıda 10 dakika oyalanmak, hatta bazen berberde saçımı kestirmek bile modumu yükseltiyor. Herkesin minik kaçamakları farklı olabilir; önemli olan kendine nefes alanı açmak. Yoksa bu hayat, insanın üstüne üstüne geliyor, kaçacak delik bırakmıyor.
Bunlar klişe mi geliyor? Belki. Ama bir noktadan sonra denemeden faydasını göremiyorsun. 2026’da hâlâ kafayı yemediysen, kendine iyi bakmayı öğrenmişsindir. Öğrenmediysen de, iş işten geçmeden denemekte fayda var.
Pratikte en çok işe yarayanlar şöyle:
- Sabah uyanınca telefonun ekranına bakmadan, camı açıp derin nefes almak. Abartısız, beş nefes bile insanı sıfırlıyor.
- Ajanda tutmak. Kafadaki yükü kaleme dökünce, dert biraz dışarı çıkıyor. Şubat’ta not aldığım stres etkenlerini alt alta yazıp, hangilerini gerçekten değiştirebileceğime baktım. %70’i kontrolüm dışında. Boşa üzülmeyi azalttı.
- Gereksiz insanlarla muhatap olmamak. İşyerinde sürekli negatiflik saçan o elemandan uzak durmak, gerçekten hayat kurtarıyor. Zorunlu değilsen, mesafeni koru.
Bir de küçük yürüyüşler var. Kadıköy’de Yoğurtçu Parkı’nda öğle arası yaptığım 15 dakikalık yürüyüş öyle iyi geliyor ki, bazen müdürün triplerini unutturuyor. Mümkünse doğaya yakın olmak, hiç olmadı apartmanın önünde kısa bir tur atmak bile iyi geliyor. Sırtımda taşıdığım o karabasanı biraz hafifletiyor.
Uykunun hakkını vermek şart. Gündüz stresliysen, gece de beynin susmuyor. Mart başından beri 23.00’te telefonu kapatıyorum. Saçma sapan videolar, storyler falan, hepsi uyku çalıyor. Kafayı yastığa koyunca, en azından 20 dakika boyunca hiçbir şey düşünmemeye çalışıyorum. Zor ama alışınca etkisini görüyorsun.
Son olarak, küçük zevkler. Haftada bir kendime kahve ısmarlamak, kitapçıda 10 dakika oyalanmak, hatta bazen berberde saçımı kestirmek bile modumu yükseltiyor. Herkesin minik kaçamakları farklı olabilir; önemli olan kendine nefes alanı açmak. Yoksa bu hayat, insanın üstüne üstüne geliyor, kaçacak delik bırakmıyor.
Bunlar klişe mi geliyor? Belki. Ama bir noktadan sonra denemeden faydasını göremiyorsun. 2026’da hâlâ kafayı yemediysen, kendine iyi bakmayı öğrenmişsindir. Öğrenmediysen de, iş işten geçmeden denemekte fayda var.
00