İlk defa 2021’in yazında, pandemi sonrası bomboş Kadıköy sahilinde sabah koşmaya başladım. O zamana kadar hep “Yarın başlarım” diyenlerdendim. Birkaç hafta geçtikten sonra kafamın içindeki uğultunun azaldığını, sabahları daha az öfkeli kalktığımı fark ettim.
Kimse söylemiyor; düzenli egzersizle beraber insanın kendine tahammülü artıyor. Mesela işte saçma sapan bir mail geliyor, o gün squat yapmışsan, daha az takılıyorsun. Sanki stres kaslardan terliyor da gidiyor. 2023 Ekim’inde haftada üç gün spora yazıldım; ilk bir ay hiç istemeden gittim. Sonra garip bir şekilde, spor olmayan günlerde huzursuzlanmaya başladım. Hareket etmezsem içeride bir şeyler şişiyor, patlayacak gibi.
Bir de, kafada “Başardım!” hissi büyük mesele. 5 kilometreyi ilk kez tamamladığımda, ertesi gün hayatımda ilk defa CV yollamaya cesaret ettim. O başarı duygusu, sanki başka yerlerde de zincirleri kırmak için gaz veriyor insana. Bir noktadan sonra egzersiz, sadece vücudu değil kafayı da terbiye ediyor. Kötü alışkanlıklardan uzaklaşmak kolaylaşıyor; bir bira içmek yerine, “Yarın sabah antrenman var” diye eve döndüğümü çok kez hatırlıyorum.
İşin psikolojik tarafında, serotonin ve dopamin gibi hormonların etkisi zaten bilimsel olarak kanıtlı. Ama esas mesele, aynada insanın kendini daha “yapabilir” görmesi. Koşarken, ağırlık kaldırırken veya esnerken, “Ben aslında güçlüyüm” duygusu geliyor. İşin ilginç yanı, bu özgüven iş hayatına, ilişkilerine bile yansıyor. Mart 2025’te, bir iş görüşmesine giderken bile spor sonrası giyinmişim gibi rahattım.
Tabii her zaman toz pembe değil. Sakattığın zaman psikolojinin nasıl bozulduğunu 2022 Aralık’ında yaşadım. Ayağım burkuldu, üç hafta spordan uzak kaldım. O üç haftada, motivasyonum dibe indi. Demek ki egzersiz bir yere kadar “bağımlılık” da yapıyor. Ama bu, insanı yerin dibine çeken türden değil; yukarıya çeken, disipline sokan türden.
Kendi çevremde de gözlemliyorum: Düzenli spor yapan insanlarda öfke patlamaları, endişe atakları ciddi şekilde azalıyor. Bir şey canlarını sıktığında, önce yürüyüşe çıkıyorlar. Terapist gibi spor salonları, futbol sahaları, pilates matları. Bunu laf olsun diye söylemiyorum; 2024 Şubat’ında bir arkadaşım, antidepresanı bırakabildi çünkü haftada dört gün spor rutini oturttu.
Her şey para veya kas yapmak değil. Asıl mesele, insanın kendi kafasının patronu olması. Bu yüzden, depresyona yatkın, kaygısı yüksek, motivasyonu çabuk düşen biriyim diyorsan; egzersiz reçeteden önceki ilk adım olabilir. Ama ilacı da, sporu da abartmamak gerek. Ne biri mucize, ne diğeri sadece hobi. 12 Mart 2026’da hâlâ devam ediyorsam, bu işte bir hikmet var demektir.
Kimse söylemiyor; düzenli egzersizle beraber insanın kendine tahammülü artıyor. Mesela işte saçma sapan bir mail geliyor, o gün squat yapmışsan, daha az takılıyorsun. Sanki stres kaslardan terliyor da gidiyor. 2023 Ekim’inde haftada üç gün spora yazıldım; ilk bir ay hiç istemeden gittim. Sonra garip bir şekilde, spor olmayan günlerde huzursuzlanmaya başladım. Hareket etmezsem içeride bir şeyler şişiyor, patlayacak gibi.
Bir de, kafada “Başardım!” hissi büyük mesele. 5 kilometreyi ilk kez tamamladığımda, ertesi gün hayatımda ilk defa CV yollamaya cesaret ettim. O başarı duygusu, sanki başka yerlerde de zincirleri kırmak için gaz veriyor insana. Bir noktadan sonra egzersiz, sadece vücudu değil kafayı da terbiye ediyor. Kötü alışkanlıklardan uzaklaşmak kolaylaşıyor; bir bira içmek yerine, “Yarın sabah antrenman var” diye eve döndüğümü çok kez hatırlıyorum.
İşin psikolojik tarafında, serotonin ve dopamin gibi hormonların etkisi zaten bilimsel olarak kanıtlı. Ama esas mesele, aynada insanın kendini daha “yapabilir” görmesi. Koşarken, ağırlık kaldırırken veya esnerken, “Ben aslında güçlüyüm” duygusu geliyor. İşin ilginç yanı, bu özgüven iş hayatına, ilişkilerine bile yansıyor. Mart 2025’te, bir iş görüşmesine giderken bile spor sonrası giyinmişim gibi rahattım.
Tabii her zaman toz pembe değil. Sakattığın zaman psikolojinin nasıl bozulduğunu 2022 Aralık’ında yaşadım. Ayağım burkuldu, üç hafta spordan uzak kaldım. O üç haftada, motivasyonum dibe indi. Demek ki egzersiz bir yere kadar “bağımlılık” da yapıyor. Ama bu, insanı yerin dibine çeken türden değil; yukarıya çeken, disipline sokan türden.
Kendi çevremde de gözlemliyorum: Düzenli spor yapan insanlarda öfke patlamaları, endişe atakları ciddi şekilde azalıyor. Bir şey canlarını sıktığında, önce yürüyüşe çıkıyorlar. Terapist gibi spor salonları, futbol sahaları, pilates matları. Bunu laf olsun diye söylemiyorum; 2024 Şubat’ında bir arkadaşım, antidepresanı bırakabildi çünkü haftada dört gün spor rutini oturttu.
Her şey para veya kas yapmak değil. Asıl mesele, insanın kendi kafasının patronu olması. Bu yüzden, depresyona yatkın, kaygısı yüksek, motivasyonu çabuk düşen biriyim diyorsan; egzersiz reçeteden önceki ilk adım olabilir. Ama ilacı da, sporu da abartmamak gerek. Ne biri mucize, ne diğeri sadece hobi. 12 Mart 2026’da hâlâ devam ediyorsam, bu işte bir hikmet var demektir.
00