Restoranda hesabı kimin ödeyeceği sorunu aslında matematikten çok psikolojik bir şey. İstanbul'da bir meyhaneye gittim, dört kişiydik. Yemekler bitince hesap 480 lira çıktı. Biri "ben ödeyeyim" dedi, ama öyle bir tonla söyledi ki herkes anladı ki istemiyordu. Sonra o "ama şaka şaka, bölüşelim" diye geri çekildi.
Burada ilginç olan şu: hesabı ödemek istemek ile ödemek çok farklı şey. İlkinin hiç değeri yok. Ben, kimin ne kadar yediğini hesaplamaya başladığım an, o akşam bitti demektir. Garson hesap getirir getirmez hemen kağıda not almaya çalışan tipler görüyorum. Bir de şu var: birisi "ben ödeyeceğim" dediği halde diğerleri hemen "sen ödeme, ben verim" diye atılıyor. Oysa kimse atılmak istemiyorsa, atılma.
Benim çıkardığım sonuç: başlangıçta söylemek lazım. Yemeğe gitmeden "herkes kendi hesabını öder" ya da "ben ödeyeceğim" demelisin. Masaya oturduktan sonra bu konuşma yapılırsa, herkes aşı olduktan sonra doktor çağırmak gibi oluyor. Hesap gelince "bölüşelim" deyip sonra 15 dakika hesap makinesi tuşlamak, insanların yüzüne bakmamaktan daha kötü.
Burada ilginç olan şu: hesabı ödemek istemek ile ödemek çok farklı şey. İlkinin hiç değeri yok. Ben, kimin ne kadar yediğini hesaplamaya başladığım an, o akşam bitti demektir. Garson hesap getirir getirmez hemen kağıda not almaya çalışan tipler görüyorum. Bir de şu var: birisi "ben ödeyeceğim" dediği halde diğerleri hemen "sen ödeme, ben verim" diye atılıyor. Oysa kimse atılmak istemiyorsa, atılma.
Benim çıkardığım sonuç: başlangıçta söylemek lazım. Yemeğe gitmeden "herkes kendi hesabını öder" ya da "ben ödeyeceğim" demelisin. Masaya oturduktan sonra bu konuşma yapılırsa, herkes aşı olduktan sonra doktor çağırmak gibi oluyor. Hesap gelince "bölüşelim" deyip sonra 15 dakika hesap makinesi tuşlamak, insanların yüzüne bakmamaktan daha kötü.