Ben geçen yıl, tam da pandeminin ortasında, evde tıkılıp kaldığım günlerde Türk çayı demlemeye takıntılı oldum. Ocak başında termometreyi elimden düşürmeyip suyun 85 dereceye gelmesini beklerken, kendimi gümrükte paket bekler gibi hissettim – acele edersen rezalet olur. Rize'nin o meşhur çayı kullandım, iki demlik dolusu, her seferinde 10 dakika dinlendirdim ki aroması tam çıksın, yoksa acı bir halt oluyor.
Su 100 dereceye ulaşırsa çay, sanki gümrükten çıkan bir paket gibi dağılıyor, tadı berbatlaşıyor, içtiğin anda "bu ne lan" diyorsun. Bir keresinde, 2021'in yazında, Bodrum'da tatilde denedim yanlışlıkla kaynar suyla, o bardak dolusu şey, sanki sahte mal içmişim gibiydi, boğazıma yapıştı kaldı. Doğru ısıda, 85-90 derece civarında, çayın rengi kırmızıya dönüyor, kokusu odanın her yanını sarıyor, ben de fincana bakıp "nihayet bir şey doğru gitti" diye iç geçiriyorum.
Pratik olsun diye, su fıkırdamayı bırakınca demliklere bir tatlı kaşığı çay atıyorum, ama fazla koymazsın yoksa aşırı koyu oluyor, sanki kargo firmasının geç teslim ettiği paketi açmışsın gibi hayal kırıklığı. Ben her demlemede, eski bir ocak termometresiyle kontrol ediyorum, zira bu iş sans bırakmıyor, 15 dakika sonra içtiğin ilk yudumda fark ediyorsun farkı. Rize çayıyla yaptığım bu seferde, tadı o kadar iyiydi ki, bir bardakla üç tane içtim, ama ertesi gün fazla kafeinle uyanınca "yine abarttım" dedim.
Bazen, 90 dereceyi geçince çay, sanki tüketici hakları ihlal edilmiş gibi tatsızlaşıyor, ama ben ısrarla termometreye bakıyorum ki hataya düşmeyeyim. O sıcaklıkta demlediğimde, arkadaş toplantılarında herkes "bu nasıl çay" diyor, ben de sırıtıyorum. Şu ana kadar, en az 50 kere denedim bu yöntemi, her seferinde suyun ısısını kollamak, çay demlemenin tek sırrıymış gibi geliyor bana. İşte böyle, basit bir iş ama dikkat etmezsen felaket.
Su 100 dereceye ulaşırsa çay, sanki gümrükten çıkan bir paket gibi dağılıyor, tadı berbatlaşıyor, içtiğin anda "bu ne lan" diyorsun. Bir keresinde, 2021'in yazında, Bodrum'da tatilde denedim yanlışlıkla kaynar suyla, o bardak dolusu şey, sanki sahte mal içmişim gibiydi, boğazıma yapıştı kaldı. Doğru ısıda, 85-90 derece civarında, çayın rengi kırmızıya dönüyor, kokusu odanın her yanını sarıyor, ben de fincana bakıp "nihayet bir şey doğru gitti" diye iç geçiriyorum.
Pratik olsun diye, su fıkırdamayı bırakınca demliklere bir tatlı kaşığı çay atıyorum, ama fazla koymazsın yoksa aşırı koyu oluyor, sanki kargo firmasının geç teslim ettiği paketi açmışsın gibi hayal kırıklığı. Ben her demlemede, eski bir ocak termometresiyle kontrol ediyorum, zira bu iş sans bırakmıyor, 15 dakika sonra içtiğin ilk yudumda fark ediyorsun farkı. Rize çayıyla yaptığım bu seferde, tadı o kadar iyiydi ki, bir bardakla üç tane içtim, ama ertesi gün fazla kafeinle uyanınca "yine abarttım" dedim.
Bazen, 90 dereceyi geçince çay, sanki tüketici hakları ihlal edilmiş gibi tatsızlaşıyor, ama ben ısrarla termometreye bakıyorum ki hataya düşmeyeyim. O sıcaklıkta demlediğimde, arkadaş toplantılarında herkes "bu nasıl çay" diyor, ben de sırıtıyorum. Şu ana kadar, en az 50 kere denedim bu yöntemi, her seferinde suyun ısısını kollamak, çay demlemenin tek sırrıymış gibi geliyor bana. İşte böyle, basit bir iş ama dikkat etmezsen felaket.