Geçen yaz, İstanbul'un o bunaltıcı Temmuz sıcağında, balkonumda tek başıma fesleğenlerimi buduyordum. Yeşil yapraklar arasında, su kabımı elime alıp her birine tek tek dokunmak zorunda kaldım, sanki onlar benim tek konuklarım gibi. O gün, 15 Temmuz 2022, marketten aldığım yeni toprak torbası 5 kiloluktu, markası Büyükyağ, ama kimse bana toprağın bu kadar ağır geleceğini söylememişti. Evde tek olunca, fesleğenlerin susuz kalması demek, ertesi sabah kuru yapraklarla uyanmak demekti, ve o an fark ettim ki, tek başına yaşamın en sinsi yanı, her şeyi kendi zamanında yapman gerektiği.
Balkonda oturup şehri izlerken, komşuların gürültüsü bile uzaktan geliyor, ama asıl sessizlik içerde. Geçen sene, Eylül ayında, balkon sehpasına eski bir saksı koydum, içinde sadece bir tek sardunya bitkisi, o bile bana yetmedi. Her sabah sularken, "bu yaprak neden kıvrılmış" diye kendi kendime sorguladım, cevap aramak için kimseyi çağıramadım. Bitkiler büyürken, ben de o küçücük alanda kendi düzenimi kurdum, ama kimsenin anlatmadığı şey, o düzenin ne kadar kırılgan olduğu. Fesleğenlerimden birini kaybettiğimde, Ağustos'ta bir fırtınada, duvarlara yaslanıp sadece izledim, çünkü tek başına olmanın gerçeği, her kaybı kendi içimde taşımak.
Şimdi, o balkonda her akşam, elime bir bardak çay alıp bitkilerime bakıyorum, ama çay soğurken, aklıma geliyor ki, bu hayatın felsefesi, her yaprağın kendi hikayesiyle büyümek. Geçen kış, ısıtıcının yanına saksı koydum, marka Arçelik, ama kökler üşüyünce, ben de üşüdüm. Tek başına yaşam, balkonumda gibi, görünürde yeşil ama altında toprak kokusuyla dolu, ve işte o kokuyu ancak sen hissedersin.