Geçen sene, 2025 yazında üç ay boyunca ciddi şekilde spor salonuna asıldım. Hedef kas yapmak olunca, protein meselesi kafamı epey kurcaladı. Antrenör, “Kilonun en az 1,5 katı kadar gram protein alacaksın, yoksa boşuna ağırlık kaldırıyorsun” dedi. O dönem 74 kiloydum, yani günde 110 gram civarı protein hedefiyle takıldım. Hem hesap kitapla boğuştum hem de gerçek hayatta uygulanabilir mi diye denedim.
Sabahları iki yumurta, biraz beyaz peynir, öğlen tavuklu salata, akşam da ya kırmızı et ya balık. Arada bir avuç badem falan. Fakat 110 gramı tamamlamak öyle kolay değil. Marketten sürekli lor peyniri ve ton balığı taşır oldum. Protein tozunu mecburen denedim; çünkü her gün o kadar eti karşılamak bir noktadan sonra hem mideye hem cebe dokunuyor. Whey protein tozu bu işte biraz hayat kurtarıyor, yalan yok. Ama tek başına yeterli değil, onu da gördüm. Doğal kaynaklardan gelen protein, tozdan daha fazla tok tutuyor ve uzun vadede daha iyi hissettiriyor.
Kas gelişimi açısından protein gerçekten fark yaratıyor. Üç ayda 4 kilo kas koydum (ölçümleri salonun InBody cihazında yaptırdım), yağ oranım %19’dan %16’ya indi. Kardiyo da yaptım ama asıl farkı, karbonhidratı biraz azaltıp proteini artırınca gördüm. Antrenman sonrası kas ağrılarının da toparlanması hızlandı.
Kendi adıma şunu da net olarak gördüm: Sadece günlük toplam protein miktarı değil, gün içine yaymak da önemli. Bir kerede 100 gramı yemektense, üçe-böle-yaya almak kaslara daha iyi çalışıyor. Ayrıca su içmek şart, protein fazla gelince böbrekleri zorlayabiliyor. Bir ara günde 3 litre su içmeye çalıştım, yoksa halsizlik baş gösteriyor.