Bir şehrin armasıyla, tozuyla, ekmeğiyle bu kadar özdeşleşmiş bir takımın 90+4’te bulduğu gol, abartılı sevinçlerin, kırılan sigara paketlerinin ve ertesi günkü “abi gördün mü maçı” sohbetlerinin kaynağıdır. Koca sezonun kaderi bazen 4 uzatma dakikasına sıkışır, Çorum gibi Anadolu’nun ortasında, futbolun hâlâ mahalle arasında nefes aldığı bir yerde ise bu gol hayattan bir çalım daha yememek anlamına gelir. Rakip soyunma odasında duvar yumruklanır, tribünde yaşlı bir amca dua tutturur, herkesin cebinde bir hikaye olur.
Maçın ilk 89 dakikasına kimse şiir yazmaz ama 90+4’teki o gol, yerel radyoda sabah haberlerine manşet olur. “İşte Çorum ruhu” diye fısıldayanlar çıkar. Sosyal medyada dönen o kısa video, sessizce izleyip gözleri dolan adamlar var. Çünkü bu şehirlerin galibiyetleri, üç puandan fazlasını temsil eder. Dışarıdan bakınca ‘küçük takım’, içeride ise köhne statta, sırttan sırta, “Hadi oğlum, hadi lan!” nidalarıyla büyüyen bir aidiyet. O yüzden Çorum’un üç puanı, üst liglerde milyon euroluk transferlerle kurulan plastik başarılardan daha gerçek gelir bana.
Hakem son düdüğü çaldığında, taraftarın sesi şehir meydanına taşar. Kahvelerde, “Şu takım büyük ama yürek yok” cümlesi döner. Herkes bilir ki bu tip anlar, bir sonraki deplasman otobüsünün benzinini koyar, tribün liderine bir sezonluk malzeme çıkarır. Yine de futbolun adaletine güvenmek saflık, ama o 90+4’te alınan üç puan, adaletin kısacık bir anına denk gelir. O kısacık an, hayatı boyunca hiçbir kupayı elinde tutamayacak binlerce insan için, zaferin ta kendisidir.
Çorum’un galibiyetlerinde şaşılacak bir şey yok. Sistemin dışında, paranın gölgesinde, inatla varolmak ve bir şehri sabahın altısında mutlu uyandırmak, Avrupa kupalarından büyük başarı. Kendi yetersizliğine küfreden, o golle kendini affeden milyonlarca insan var bu ülkede. Herkesin sabrının son saniyesine denk bir sevinç. Öyle her takımın harcı değil.
Maçın ilk 89 dakikasına kimse şiir yazmaz ama 90+4’teki o gol, yerel radyoda sabah haberlerine manşet olur. “İşte Çorum ruhu” diye fısıldayanlar çıkar. Sosyal medyada dönen o kısa video, sessizce izleyip gözleri dolan adamlar var. Çünkü bu şehirlerin galibiyetleri, üç puandan fazlasını temsil eder. Dışarıdan bakınca ‘küçük takım’, içeride ise köhne statta, sırttan sırta, “Hadi oğlum, hadi lan!” nidalarıyla büyüyen bir aidiyet. O yüzden Çorum’un üç puanı, üst liglerde milyon euroluk transferlerle kurulan plastik başarılardan daha gerçek gelir bana.
Hakem son düdüğü çaldığında, taraftarın sesi şehir meydanına taşar. Kahvelerde, “Şu takım büyük ama yürek yok” cümlesi döner. Herkes bilir ki bu tip anlar, bir sonraki deplasman otobüsünün benzinini koyar, tribün liderine bir sezonluk malzeme çıkarır. Yine de futbolun adaletine güvenmek saflık, ama o 90+4’te alınan üç puan, adaletin kısacık bir anına denk gelir. O kısacık an, hayatı boyunca hiçbir kupayı elinde tutamayacak binlerce insan için, zaferin ta kendisidir.
Çorum’un galibiyetlerinde şaşılacak bir şey yok. Sistemin dışında, paranın gölgesinde, inatla varolmak ve bir şehri sabahın altısında mutlu uyandırmak, Avrupa kupalarından büyük başarı. Kendi yetersizliğine küfreden, o golle kendini affeden milyonlarca insan var bu ülkede. Herkesin sabrının son saniyesine denk bir sevinç. Öyle her takımın harcı değil.
00