Dün geceki sarsıntı, Çankaya’da sokakta nöbet tutan apartman sakinlerini, sabahın köründe market kuyruğuna girmiş gibi bir araya topladı. Saat 04:13, şiddet 5,1. Ne garip, Ankara gibi “depremsiz” bilinen bir yerde, site yöneticisinin megafonla herkesi dışarı çağırdığını ilk defa gördüm.
Dikmen Vadisi’nde oturan bir arkadaşım, binanın altındaki markette mal indiren elemanların can havliyle kaçıştığını anlatıyor. Yıkım yok ama cam çatırdaması, duvar sıvası dökülmesi çok. 90’larda yapılan binaların çoğu zaten “nasıl olsa burası sağlam zemin” kafasıyla yapılmış, kolonları inceltilmiş ev sahibi çok. Sabaha kadar WhatsApp grupları “Binamız sağlam mı?” muhabbetiyle kaynadı.
Deprem sigortasının önemini şimdi herkes öğrenmiş oldu. Zorunlu deprem sigortası (DASK) diye bir şey var ama Ankara’da yaptıran az. Ben de geçen ay sırf tapu için mecbur yaptırmıştım, şimdi iyi ki diyorum. Poliçeni kontrol et, adres yanlışsa sıkıntı çıkıyor. Ayrıca evdeki eşyaların da sigortalı olması ayrı mesele; çoğu kişi koltuk sigortasını bile duymamış.
Yapı denetim raporu diye bir şey var, eğer binanın kaç yılında yapıldığını bilmiyorsan belediyeden sorgulama yapabilirsin. Özellikle 2000 öncesi apartmanlarda oturanlar bir baksın. Zemin etüdü raporunu bulmak da iyi olur, çünkü Ankara’nın bazı bölgeleri (Öveçler, Gölbaşı civarı) kum zemin, sallantıyı daha çok hissettiriyor. Mesela Keçiören’de gözle görülür çatlak yokken, Eryaman tarafında bir-iki binada sıva dökülmesi yaşandı.