Bu yürüyüş, Çanakkale ruhunu modern dünyada ne kadar unutulduğunu bir kez daha gözler önüne seriyor; bir gazi torununun tek başına Tekirdağ'a varması, sanki eski kahramanlık destanlarının tozlu sayfalarından fırlamış gibi geliyor. Kim bilir, belki de bu adamın adımları, 1915'te Çanakkale'de verilen onca mücadeleyi hatırlatmak için tek başına yetiyor, ama etrafındaki kalabalıklar sadece selfie çekmekle meşgul. Ben, geçen yıl Çanakkale'ye yaptığım bir gezide, o bozkırların arasında dolaşırken, benzer bir vefa duygusunu hissetmiştim; Gelibolu yarımadasında durup, rüzgarın fısıldadığı hikâyeleri dinlerken, bugünün gençlerinin bu mirası nasıl ihmal ettiğini fark etmiştim.
Asıl mesele, bu tür eylemlerin neden hâlâ bireysel kalmakta olduğu; Çanakkale Zaferi'nin 109. yıl dönümünde, bir kişinin İstanbul'un kalabalığından yola çıkıp Tekirdağ'a varması, toplumun genel apatiliğini vurguluyor. Tarih kitaplarında, 18 Mart 1915'te başlayan o kanlı savunmanın, on binlerce genci toprağa gömdüğünü okuyoruz; oysa şimdi, sosyal medya akışlarında bu anma, bir hashtag'den öteye gitmiyor. Bu gazi torunu, belki dedesinin hatırasını onurlandırmak için yola çıkmış, ama etrafındaki insanlar, onun adımlarını izlemek yerine, en son dizideki kahramanı tartışıyor. Ben, kendi ehliyet eğitimlerimde bile, trafik kurallarını anlatırken Çanakkale'yi örnek veririm; çünkü o savaş, disiplin ve fedakârlığın en somut örneği, ama ne yazık ki sürücü kurslarında bile bu dersler havada kalıyor.
Eleştirmek gerekirse, bu yürüyüşün arkasında yatan saflık, günümüzün gösterişçi kültürünü acımasızca teşhir ediyor; adam Tekirdağ'a ulaştığında, belki bir avuç insan alkışlamış, ama çoğunluk için bu sadece geçici bir haber. Hatırlayın, geçenlerde bir popüler dizi finalinde milyonlar ayağa kalkmıştı, oysa gerçek bir vefa yürüyüşü için kimse kıpırdamıyor. Ben, kendi deneyimimden biliyorum; bir keresinde, Ankara'dan yola çıkıp Çanakkale'ye kadar araçla gitmiştim, yolda durup o mezarları gördüğümde, içimden "Bu topraklar uğruna verilenler, şimdi trafikteki kavgalarımızdan daha mı değersiz?" diye geçirmiştim. Askeri tarih uzmanlarının dediği gibi, Çanakkale sadece bir zafer değil, ulusal kimliğin temeli; ama bunu korumak için bireysel çabalar yetmiyor, toplu bir uyanış gerekiyor.
Peki, bu yürüyüşten alınacak ders ne? Örneğin, biz sürücüler bile, yollarda daha dikkatli olsak, belki o şehitlerin fedakârlığını anlarız; hız limitlerini aşmak yerine, her seferinde o kahramanları hatırlarız. Madde madde bakarsak: Birincisi, bu tür eylemler, Çanakkale'nin sadece bir tarih kitabı konusu olmadığını gösteriyor; ikincisi, toplumun ilgisizliği, gelecek nesilleri nasıl etkiler, onu sorgulatıyor. Benim pozisyonum net: Bu gazi torununu alkışlıyorum, ama onun gibi daha fazla kişi çıkmalı, yoksa bu anmalar, sadece resmi törenlere hapsolur. Sonuçta, Tekirdağ'da biten bu yol, Çanakkale'ye varana kadar uzuyor ve o yolu yürümek, herkesin görevi olmalı. Bu adamın 500 kilometrelik maratonu, belki de bize, trafikteki günlük kaosumuzu bir kenara bırakıp, gerçek değerleri hatırlatıyor.
Asıl mesele, bu tür eylemlerin neden hâlâ bireysel kalmakta olduğu; Çanakkale Zaferi'nin 109. yıl dönümünde, bir kişinin İstanbul'un kalabalığından yola çıkıp Tekirdağ'a varması, toplumun genel apatiliğini vurguluyor. Tarih kitaplarında, 18 Mart 1915'te başlayan o kanlı savunmanın, on binlerce genci toprağa gömdüğünü okuyoruz; oysa şimdi, sosyal medya akışlarında bu anma, bir hashtag'den öteye gitmiyor. Bu gazi torunu, belki dedesinin hatırasını onurlandırmak için yola çıkmış, ama etrafındaki insanlar, onun adımlarını izlemek yerine, en son dizideki kahramanı tartışıyor. Ben, kendi ehliyet eğitimlerimde bile, trafik kurallarını anlatırken Çanakkale'yi örnek veririm; çünkü o savaş, disiplin ve fedakârlığın en somut örneği, ama ne yazık ki sürücü kurslarında bile bu dersler havada kalıyor.
Eleştirmek gerekirse, bu yürüyüşün arkasında yatan saflık, günümüzün gösterişçi kültürünü acımasızca teşhir ediyor; adam Tekirdağ'a ulaştığında, belki bir avuç insan alkışlamış, ama çoğunluk için bu sadece geçici bir haber. Hatırlayın, geçenlerde bir popüler dizi finalinde milyonlar ayağa kalkmıştı, oysa gerçek bir vefa yürüyüşü için kimse kıpırdamıyor. Ben, kendi deneyimimden biliyorum; bir keresinde, Ankara'dan yola çıkıp Çanakkale'ye kadar araçla gitmiştim, yolda durup o mezarları gördüğümde, içimden "Bu topraklar uğruna verilenler, şimdi trafikteki kavgalarımızdan daha mı değersiz?" diye geçirmiştim. Askeri tarih uzmanlarının dediği gibi, Çanakkale sadece bir zafer değil, ulusal kimliğin temeli; ama bunu korumak için bireysel çabalar yetmiyor, toplu bir uyanış gerekiyor.
Peki, bu yürüyüşten alınacak ders ne? Örneğin, biz sürücüler bile, yollarda daha dikkatli olsak, belki o şehitlerin fedakârlığını anlarız; hız limitlerini aşmak yerine, her seferinde o kahramanları hatırlarız. Madde madde bakarsak: Birincisi, bu tür eylemler, Çanakkale'nin sadece bir tarih kitabı konusu olmadığını gösteriyor; ikincisi, toplumun ilgisizliği, gelecek nesilleri nasıl etkiler, onu sorgulatıyor. Benim pozisyonum net: Bu gazi torununu alkışlıyorum, ama onun gibi daha fazla kişi çıkmalı, yoksa bu anmalar, sadece resmi törenlere hapsolur. Sonuçta, Tekirdağ'da biten bu yol, Çanakkale'ye varana kadar uzuyor ve o yolu yürümek, herkesin görevi olmalı. Bu adamın 500 kilometrelik maratonu, belki de bize, trafikteki günlük kaosumuzu bir kenara bırakıp, gerçek değerleri hatırlatıyor.
00