Geçen hafta, bir grup arkadaşımla eve kapandığımız bir cumartesi akşamı, herkesin elinde telefon ama kimse Netflix'e dokunmuyordu. Bizim gibi şehirli tayfa, eskiden haftasonlarını dizi maratonlarıyla geçirirdik; mesela 2023'te "The Bear"ı izlerken birbirimize önerilerde bulunur, heyecanı paylaşırdık. Ama artık o enerji yok, herkes "yine mi aynı klişeler" diye iç çekiyor ve yerine YouTube'daki kısa videolara kaçıyor. Bu durum, bana Netflix'in katalogunu şişirirken ruhunu kaybettiğini gösteriyor, sanki bir zamanların heybetli devi, şimdi sıradan bir içerik fabrikasına dönmüş.
Asıl sorun, abonelik modellerinin insanları yorması; geçen sene kasım ayında fiyatı 45 liraya çıkarınca, ben dahil pek çok kişi iptal etmeyi düşündü ama vazgeçtik çünkü alternatif yoktu. Disney+ veya Amazon Prime'ı denedim, onların da benzer tuzakları var: Hepsi, izleyiciyi sonsuz bir döngüye sokuyor, sanki her ay para verip aynı yemeği yiyoruz. Mesela, geçen ay "Ripley" dizisini açtım, ilk bölümde bile eski "House of Cards" havasını hissettim, o sarkastik oyunculuklar artık bayıyor. Bu, platformların yaratıcılığı öldürmesiyle ilgili; 2025'te çıkan istatistiklere göre, en popüler dizilerin yüzde 70'i standart formüllerle dolu, suç, aşk ve gizem karışımı.