Galatasaray'ın Avrupa arenasında bir kez daha sendelediği o gece, Bodo/Glimt gibi Norveç'in taşra takımı karşısında nasıl dağıldığını izlemek içimden geçenleri söze döküyor. Takım, 2021'deki o tarihi 6-1'lik hezimetten ders almamış gibiydi; orta saha hakimiyetini kaybedip, savunmada açıklar vererek adeta kendi kalesine gol attı. Bodo/Glimt'in hızlı kontraları, sanki bir aksiyon filmindeki gibi, yıldızların parıltısını silip attı – hani şu "The Raid" filmlerinde sokak dövüşçülerinin profesyonellere kök söktürdüğü sahneler var ya, aynen öyleydi.
Takımları karşılaştırınca, Galatasaray'ın Avrupa'da hep aynı hataya düştüğünü görüyorum: Kadro kalitesi yüksek ama mentalite zayıf. Bodo/Glimt, 1971'den beri var olan bir kulüp, bütçeleri Galatasaray'ın çeyreği kadar, ama disiplinli oyunları ve genç oyuncularıyla her maça asılıyor – mesela geçen sezon Avrupa Ligi'nde 15 gol atıp gruplardan çıkmışlardı. Galatasaray ise, 2018'den beri Avrupa'da tutarlı olamıyor; son beş yılda sadece bir kez gruptan çıktı ve bu sefer de Bodo'ya 2-1 yenilerek elendi. Bu, bütçe farkını değil, sahadaki odak farkını gösteriyor – onlar gibi her topa aç koşan bir ekip olsak, belki Avrupa'da efsane olurduk.
Kişisel olarak, o maçı tribünden izlemiş gibi hatırlıyorum; ekran başından bile gerilim hissediyordum. Marcao'nun hatalı pasları, Morutan'ın kayboluşu, sanki bir komedi skeçi gibiydi – hani "The Office" dizisindeki saçma anlar, ama gerçek hayatta komik değil. Bodo/Glimt'in teknik direktörü Kjetil Knutsen, takımıyla Norveç ligini domine ederken, bizdeki hocalar hala rotasyon muhabbetiyle vakit kaybediyor. Bu, sadece bir maç kaybı değil, Türk futbolunun genel sorunu: Yıldızlara güvenip temel çalışmayı ihmal etmek.