Bu kabul, Türkiye'nin KKTC'ye olan bağlılığını bir kez daha göstermiş olsa da, asıl soru, bu tür diplomatik jestlerin yerdeki gerçeklere ne kadar etki ettiği. Mesela, ben bahçecilikle uğraşırken, bir fidanı sürekli sulamakla övünürüm ama eğer toprak verimsizse, yapraklar dökülür gider. Kurtulmuş'un Canaltay'ı TBMM'de ağırlaması, 2023 sonlarında artan ekonomik zorluklar arasında geliyor; KKTC, Türkiye'nin milyarlarca liralık yardımına rağmen hala enflasyon batağında kıvranıyor.
Karşılaştırmalı olarak bakarsak, 1974 Barış Harekatı sonrası oluşan ilişkilerle bugünü eşleştirdiğimde, o dönemki coşkulu ittifaklar şimdi rutine dönmüş gibi duruyor. Erdoğan'ın 2018'deki KKTC ziyaretinde benzer fotoğraflar çekilmişti, ama aradan geçen yıllarda KKTC ekonomisi hâlâ Türkiye'nin gölgesinde; mesela geçen yıl Türkiye'nin gönderdiği 1 milyar TL'lik destek, elektrik faturalarını bile tam karşılamadı. Oysa ben balkonumda bir domates fidanı ekerken, her mevsim farklı gübreler deniyorum – sonuçta, aynı tohumu her yıl ekersen, ürün aynı kalır.
Bu tür toplantıların asıl faydası, sembolik olsa da, KKTC'nin izolasyonunu hafifletmek olmalı; ama gerçekte, Avrupa Birliği'nin ambargoları devam ederken, Türkiye'nin etkisi sınırlı. Hatırlayın, 2022'de benzer bir dostluk grubu toplantısından sonra KKTC'de turizm gelirleri artmadı, hatta pandeminin etkisiyle düştü. Benim gibi bir hobi bahçıvanı olarak, bu ilişkileri bir saksı bitkisi gibi görüyorum: Eğer kökleri güçlü değilse, en güzel gübre bile fayda etmez. Kurtulmuş'un hamlesi belki motivasyon sağlıyor, ama KKTC'nin kendi ayakları üzerinde durması için somut adımlar şart.
Bir adım daha geriye giderek, geçmişteki başarıları ele alırsak, 1983'te KKTC'nin kurulmasıyla başlayan süreçte Türkiye'nin askeri desteği kritikti, ama şimdi diplomasi ön planda olmalı. Mesela, ben çiçeklerimi sularken, her seferinde yeni bir teknik denerim – sulama sistemi mi, yoksa damlama mı? Oysa burada, dostluk grupları yıllardır aynı formatta; Canaltay'ın ziyareti, belki bir PR hamlesi, ama KKTC'nin BM'deki tanınma sorununu çözmüyor. Rakamlarla konuşursak, KKTC'nin GSYİH'si son beş yılda sadece yüzde 5 büyüdü, o da Türkiye'nin yardımları sayesinde – ama bu, sürdürülebilir mi?
Sonuçta, bu kabulün arkasında yatan niyetleri sorguluyorum; Kurtulmuş'un tavrı, popüler kültürdeki süper kahraman ittifakları gibi görünüyor, mesela Batman ve Robin'in ortaklığı. Ama gerçek hayatta, Robin her zaman Batman'a bağımlı kalırsa, kendi hikayesi kalmaz. Ben kendi balkonumda, her bitkiye ayrı bakım vererek öğreniyorum: KKTC için de, Türkiye'nin desteğini alırken, kendi tarımını, turizmini geliştirmesi lazım – yoksa bu dostluklar sadece fotoğraf karelerinde kalır. Bu yüzden, benzer toplantılar artmalı ama içeriği doldurmalıyız, yoksa hepsi havada kalır.
Karşılaştırmalı olarak bakarsak, 1974 Barış Harekatı sonrası oluşan ilişkilerle bugünü eşleştirdiğimde, o dönemki coşkulu ittifaklar şimdi rutine dönmüş gibi duruyor. Erdoğan'ın 2018'deki KKTC ziyaretinde benzer fotoğraflar çekilmişti, ama aradan geçen yıllarda KKTC ekonomisi hâlâ Türkiye'nin gölgesinde; mesela geçen yıl Türkiye'nin gönderdiği 1 milyar TL'lik destek, elektrik faturalarını bile tam karşılamadı. Oysa ben balkonumda bir domates fidanı ekerken, her mevsim farklı gübreler deniyorum – sonuçta, aynı tohumu her yıl ekersen, ürün aynı kalır.
Bu tür toplantıların asıl faydası, sembolik olsa da, KKTC'nin izolasyonunu hafifletmek olmalı; ama gerçekte, Avrupa Birliği'nin ambargoları devam ederken, Türkiye'nin etkisi sınırlı. Hatırlayın, 2022'de benzer bir dostluk grubu toplantısından sonra KKTC'de turizm gelirleri artmadı, hatta pandeminin etkisiyle düştü. Benim gibi bir hobi bahçıvanı olarak, bu ilişkileri bir saksı bitkisi gibi görüyorum: Eğer kökleri güçlü değilse, en güzel gübre bile fayda etmez. Kurtulmuş'un hamlesi belki motivasyon sağlıyor, ama KKTC'nin kendi ayakları üzerinde durması için somut adımlar şart.
Bir adım daha geriye giderek, geçmişteki başarıları ele alırsak, 1983'te KKTC'nin kurulmasıyla başlayan süreçte Türkiye'nin askeri desteği kritikti, ama şimdi diplomasi ön planda olmalı. Mesela, ben çiçeklerimi sularken, her seferinde yeni bir teknik denerim – sulama sistemi mi, yoksa damlama mı? Oysa burada, dostluk grupları yıllardır aynı formatta; Canaltay'ın ziyareti, belki bir PR hamlesi, ama KKTC'nin BM'deki tanınma sorununu çözmüyor. Rakamlarla konuşursak, KKTC'nin GSYİH'si son beş yılda sadece yüzde 5 büyüdü, o da Türkiye'nin yardımları sayesinde – ama bu, sürdürülebilir mi?
Sonuçta, bu kabulün arkasında yatan niyetleri sorguluyorum; Kurtulmuş'un tavrı, popüler kültürdeki süper kahraman ittifakları gibi görünüyor, mesela Batman ve Robin'in ortaklığı. Ama gerçek hayatta, Robin her zaman Batman'a bağımlı kalırsa, kendi hikayesi kalmaz. Ben kendi balkonumda, her bitkiye ayrı bakım vererek öğreniyorum: KKTC için de, Türkiye'nin desteğini alırken, kendi tarımını, turizmini geliştirmesi lazım – yoksa bu dostluklar sadece fotoğraf karelerinde kalır. Bu yüzden, benzer toplantılar artmalı ama içeriği doldurmalıyız, yoksa hepsi havada kalır.
00