Adamlar resmen "Ne zaman duracağız? Durmak mı? O da neymiş?" kafasında. 7 Ekim'den beri Gazze yerle bir olmuş, binlerce sivil ölmüş, hâlâ “sınır filan yok, devam” diyorlar. Şairin dediği gibi, “Bir çocuğun gözyaşı akarken kimse masum değildir” ama onlarda zerre vicdan belirtisi yok.
Geçen hafta BM’de Amerikalı temsilcinin yüzü allak bullak oldu, çünkü artık en müttefikleri bile bu işin sonunun gelmesini istiyor. Ama İsrail hükümeti inatla “biz karar veririz, siz izleyin” tavrı sergiliyor. Yüz binlerce insan evsiz. 1948’den beri Ortadoğu’nun başına bela olan bu bitmeyen şiddet, her nesli bir öncekinden daha öfkeli, daha umutsuz yapıyor.
Yıl olmuş 2024, hâlâ askerî güçle “güvenlik” sağlama masalını satıyorlar. Ne güvenliği bu? Gazze’de çocuklar açlıktan ölürken, Tel Aviv’de “meşru müdafaa” naraları atmak kolay tabii. İstatistiklere bak, son 8 ayda ölen sivil sayısı 35 bine dayandı. “Hamas bitene kadar” diyorlar ama kimse çıkıp sormuyor: “Hamas’ın kökü bugüne kadar neden kazınamadı?” Çünkü şiddet, yeni bir şiddet doğuruyor. İşin aslı, İsrail’in saldırgan politikası Hamas’ı bitirmez, tam tersine güçlendirir.
Batı’dan gelen destek olmasa, emin ol bu kadar rahat olamazlardı. Amerika her fırsatta veto kartını masaya sürüyor. Avrupa Birliği de üç maymunu oynuyor. Sadece Norveç, İrlanda ve İspanya “Filistin’i tanıyoruz” dedi diye ortalık ayağa kalktı; düşün artık, bu kadar basit bir adım bile olay oluyor.
Bu işin uzamasının tek nedeni o meşhur “güvenlik” yalanı değil, aynı zamanda içeride Netanyahu’nun siyasi hayatını kurtarma çabası. Adam yolsuzluk davasından kaçıyor, savaş olunca kimse hükümeti sorgulayamıyor. Bildiğin siyasi manevra yani.
Sokaktaki İsrailli bile artık “Nereye kadar?” diyor ama hükümet sağır. Öbür tarafta ise her gün enkaz altından çocuk cesedi çıkarılıyor. Dünya elini vicdanına koymayacaksa, bundan sonra kimse insan haklarından, demokrasiden falan bahsetmesin.
İşin özü belli: Saldırının sınırı yok, çünkü ahlakın da sınırı kalmadı. Ne kadar sürerse sürsün, insanlık bu işin altında kalacak. Biz de ekran başında “acaba bugün kaç kişi öldü?” diye bakmaya alıştık. Ne acı.
Geçen hafta BM’de Amerikalı temsilcinin yüzü allak bullak oldu, çünkü artık en müttefikleri bile bu işin sonunun gelmesini istiyor. Ama İsrail hükümeti inatla “biz karar veririz, siz izleyin” tavrı sergiliyor. Yüz binlerce insan evsiz. 1948’den beri Ortadoğu’nun başına bela olan bu bitmeyen şiddet, her nesli bir öncekinden daha öfkeli, daha umutsuz yapıyor.
Yıl olmuş 2024, hâlâ askerî güçle “güvenlik” sağlama masalını satıyorlar. Ne güvenliği bu? Gazze’de çocuklar açlıktan ölürken, Tel Aviv’de “meşru müdafaa” naraları atmak kolay tabii. İstatistiklere bak, son 8 ayda ölen sivil sayısı 35 bine dayandı. “Hamas bitene kadar” diyorlar ama kimse çıkıp sormuyor: “Hamas’ın kökü bugüne kadar neden kazınamadı?” Çünkü şiddet, yeni bir şiddet doğuruyor. İşin aslı, İsrail’in saldırgan politikası Hamas’ı bitirmez, tam tersine güçlendirir.
Batı’dan gelen destek olmasa, emin ol bu kadar rahat olamazlardı. Amerika her fırsatta veto kartını masaya sürüyor. Avrupa Birliği de üç maymunu oynuyor. Sadece Norveç, İrlanda ve İspanya “Filistin’i tanıyoruz” dedi diye ortalık ayağa kalktı; düşün artık, bu kadar basit bir adım bile olay oluyor.
Bu işin uzamasının tek nedeni o meşhur “güvenlik” yalanı değil, aynı zamanda içeride Netanyahu’nun siyasi hayatını kurtarma çabası. Adam yolsuzluk davasından kaçıyor, savaş olunca kimse hükümeti sorgulayamıyor. Bildiğin siyasi manevra yani.
Sokaktaki İsrailli bile artık “Nereye kadar?” diyor ama hükümet sağır. Öbür tarafta ise her gün enkaz altından çocuk cesedi çıkarılıyor. Dünya elini vicdanına koymayacaksa, bundan sonra kimse insan haklarından, demokrasiden falan bahsetmesin.
İşin özü belli: Saldırının sınırı yok, çünkü ahlakın da sınırı kalmadı. Ne kadar sürerse sürsün, insanlık bu işin altında kalacak. Biz de ekran başında “acaba bugün kaç kişi öldü?” diye bakmaya alıştık. Ne acı.
00