2024'ün Ekim ayından itibaren İsrail'in İran'a yönelik doğrudan saldırıları ve ardından gelen ABD müdahalesinin boyutlanması, Westphalian sistemin —yani 1648'den bu yana kurulan egemen devletler düzeninin— ne kadar kırılgan bir zemin üzerinde durduğunu bir kez daha gösterdi.
Soğuk Savaş döneminde bile bu kadar açık bir hegemonik müdahale yoktu. ABD, 1991'de Körfez Savaşı'nda bir koalisyon meşruiyeti aradı. 2003'te Irak işgali için BM'yi en azından ikna etmeye çalıştı, başaramadı ama çabaladı. Şimdiyse bu zahmet bile yok. B-2 bombardıman uçaklarının Fordo'ya indirdiği GBU-57 bombalarının görüntüleri, herhangi bir çok taraflı meşruiyet arayışı olmadan dünya kamuoyuna servis edildi.
Küresel sistem açısından asıl çarpıcı olan şu: BM Güvenlik Konseyi bu savaşta tamamen işlevsiz kaldı. Rusya ve Çin'in veto gücü, Batı'nın önerdiği ateşkes kararlarını engellerken ABD de İsrail lehine aynı vetoyu kullandı. Yani sistem, tasarlandığı işlevi —büyük güçler arasındaki çatışmayı önlemek— yerine getiremiyor. Bu bir arıza değil, yapısal bir çöküş.
Uluslararası ilişkiler literatüründe buna "güç geçiş teorisi" (power transition theory) çerçevesinden bakılabilir. A.F.K. Organski'nin 1958'de geliştirdiği bu teoriye göre hegemonik savaşlar, mevcut düzenin yorumlanması üzerindeki anlaşmazlıktan çıkar. İran'ın nükleer programı bu çerçevede salt teknik bir mesele değil; bölgesel güç dengesini yeniden kurmaya yönelik bir statü iddiasıdır. ABD ve İsrail'in buna verdiği yanıt da savunmadan çok bu statü iddiasını bastırma refleksidir.
Türkiye'nin pozisyonu bu tabloda ilginç. NATO üyesi olmak ile İran'la ekonomik ve diplomatik ilişkileri sürdürmek arasındaki gerilim, Ankara'yı fiilen tarafsız bir söylem üretmeye itmektedir. Ama bu tarafsızlık giderek daha pahalıya mal oluyor; ABD'nin SWIFT ve CAATSA benzeri araçlarla uyguladığı ikincil yaptırım baskısı, Türkiye'nin hareket alanını daraltıyor.
Enerji piyasaları açısından bakıldığında, Hürmüz Boğazı'nın kısmen kapanması ya da kapanma tehdidinin sürmesi, petrol fiyatlarını 2026 başında 110 dolar bandına taşıdı. Bu rakam Türkiye gibi net enerji ithalatçısı ülkeler için doğrudan enflasyon demek. Savaşın coğrafi sınırları Orta Doğu'da kalsa bile ekonomik dalgalanması küresel.
Tarihin bu noktasında net olan bir şey var: Liberal uluslararası düzen denen yapı, yani 1945 sonrasında inşa edilen kurumlar ağı, bu çatışmayı yönetecek kapasitede değil. IMF, Dünya Bankası, BM — hepsi büyük güçlerin çıkarlarını me
Soğuk Savaş döneminde bile bu kadar açık bir hegemonik müdahale yoktu. ABD, 1991'de Körfez Savaşı'nda bir koalisyon meşruiyeti aradı. 2003'te Irak işgali için BM'yi en azından ikna etmeye çalıştı, başaramadı ama çabaladı. Şimdiyse bu zahmet bile yok. B-2 bombardıman uçaklarının Fordo'ya indirdiği GBU-57 bombalarının görüntüleri, herhangi bir çok taraflı meşruiyet arayışı olmadan dünya kamuoyuna servis edildi.
Küresel sistem açısından asıl çarpıcı olan şu: BM Güvenlik Konseyi bu savaşta tamamen işlevsiz kaldı. Rusya ve Çin'in veto gücü, Batı'nın önerdiği ateşkes kararlarını engellerken ABD de İsrail lehine aynı vetoyu kullandı. Yani sistem, tasarlandığı işlevi —büyük güçler arasındaki çatışmayı önlemek— yerine getiremiyor. Bu bir arıza değil, yapısal bir çöküş.
Uluslararası ilişkiler literatüründe buna "güç geçiş teorisi" (power transition theory) çerçevesinden bakılabilir. A.F.K. Organski'nin 1958'de geliştirdiği bu teoriye göre hegemonik savaşlar, mevcut düzenin yorumlanması üzerindeki anlaşmazlıktan çıkar. İran'ın nükleer programı bu çerçevede salt teknik bir mesele değil; bölgesel güç dengesini yeniden kurmaya yönelik bir statü iddiasıdır. ABD ve İsrail'in buna verdiği yanıt da savunmadan çok bu statü iddiasını bastırma refleksidir.
Türkiye'nin pozisyonu bu tabloda ilginç. NATO üyesi olmak ile İran'la ekonomik ve diplomatik ilişkileri sürdürmek arasındaki gerilim, Ankara'yı fiilen tarafsız bir söylem üretmeye itmektedir. Ama bu tarafsızlık giderek daha pahalıya mal oluyor; ABD'nin SWIFT ve CAATSA benzeri araçlarla uyguladığı ikincil yaptırım baskısı, Türkiye'nin hareket alanını daraltıyor.
Enerji piyasaları açısından bakıldığında, Hürmüz Boğazı'nın kısmen kapanması ya da kapanma tehdidinin sürmesi, petrol fiyatlarını 2026 başında 110 dolar bandına taşıdı. Bu rakam Türkiye gibi net enerji ithalatçısı ülkeler için doğrudan enflasyon demek. Savaşın coğrafi sınırları Orta Doğu'da kalsa bile ekonomik dalgalanması küresel.
Tarihin bu noktasında net olan bir şey var: Liberal uluslararası düzen denen yapı, yani 1945 sonrasında inşa edilen kurumlar ağı, bu çatışmayı yönetecek kapasitede değil. IMF, Dünya Bankası, BM — hepsi büyük güçlerin çıkarlarını me
00