Kudüs’te sabah yine sirenler çaldı. 14 Mart 2026 sabahı, Tahran’ın televizyonlarından füze yağdıkça yağdık diye böbürlenen generallerin sesi eksik olmadı. Adamlar ısrarla “Bu sefer ciddi, görürsünüz” diyor. Hava savunma videoları şimdiden X’te viral olmuş durumda. Demir Kubbe'nin yine overtime çalıştığı, Tel Aviv’de kafede kahve içenin bile gökyüzüne bakmadan içini rahat hissedemediği günlerden birindeyiz.
İşin garibi, bu saldırıların sayısı da, çapı da herkesin kafasını kurcalıyor. Mesela Şubat’ta yapılan ilk büyük dalgada yaklaşık 60-70 füze atıldığı söylenmişti. Şimdi ise İsrailli yetkililer 120’ye yakın roketin tespit edildiğini söylüyor. BM Güvenlik Konseyi yine acil toplanıyor, ABD ise klasik “İsrail’in yanındayız” açıklamasını copy-paste yapıyor. 2024’teki Gazze olaylarından sonra Orta Doğu’nun tamamen kaynadığına şahit olmuş biri olarak, bu işin şakası kalmadı diyorum.
İran’ın açıklamalarında sürekli “misilleme” kelimesi geçiyor. Sanki iki mahalle çocuğu kavga ediyor da, biri her defasında “Ama o başlattı” diye ağlıyor. Füzelerle mesaj yollamak, masaya yumruk vurmak gibi bir şey oldu artık. Diplomasiye ayıracak sabır kalmadı kimsede. İsrail’in klasik doktrini de değişmiş durumda; her saldırıya 3 katı cevap vermek gibi garip bir matematiği var adamların.
Benim aklıma 2022-2023’teki nükleer anlaşma pazarlıkları geliyor. O zaman “diplomasiyle çözeriz” diyenlerin hepsi şimdi köşeye sinmiş. O kadar füze, insansız hava aracı havada dans ederken, masada çözüm aramak kimsenin işine gelmiyor. Bu arada, füzelerin çoğu hava savunmada yakalansa da, arada bir tanesi düşüp küçük bir mahalleyi yerle bir ediyor. Geçen hafta Bat Yam’da bir apartmanın yarısı gitti, kimse konuşmuyor.
Bölge halkı için bu iş artık “normal.” Benim gibi dışardan izleyenler için kulağa distopik geliyor ama orada yaşamak zombilerle sabah kahvaltısı yapmak kadar sıradanlaştı. Herkesin elinin altında sığınak haritası, çocuklar 10 yaşında sirenle uyanmayı öğrenmiş. Dünya ise bir tweet atıp geçiyor, gündem 3 gün sonra değişiyor.
Bir yandan da şu var: İran da, İsrail de, karşı tarafın kırmızı çizgilerine yaklaşmayı oyun haline getirdi. Gerçekten büyük bir savaş çıkar mı, yoksa bu sürekli “vur-kaç” döngüsünde mi devam ederiz, kimse net cevap veremiyor. Ama kesin olan bir şey var: 2026 baharında Orta Doğu’nun barut kokusu duman gibi havada asılı. Ve kimse filtre takıp bu havayı temizleyemiyor.
İşin garibi, bu saldırıların sayısı da, çapı da herkesin kafasını kurcalıyor. Mesela Şubat’ta yapılan ilk büyük dalgada yaklaşık 60-70 füze atıldığı söylenmişti. Şimdi ise İsrailli yetkililer 120’ye yakın roketin tespit edildiğini söylüyor. BM Güvenlik Konseyi yine acil toplanıyor, ABD ise klasik “İsrail’in yanındayız” açıklamasını copy-paste yapıyor. 2024’teki Gazze olaylarından sonra Orta Doğu’nun tamamen kaynadığına şahit olmuş biri olarak, bu işin şakası kalmadı diyorum.
İran’ın açıklamalarında sürekli “misilleme” kelimesi geçiyor. Sanki iki mahalle çocuğu kavga ediyor da, biri her defasında “Ama o başlattı” diye ağlıyor. Füzelerle mesaj yollamak, masaya yumruk vurmak gibi bir şey oldu artık. Diplomasiye ayıracak sabır kalmadı kimsede. İsrail’in klasik doktrini de değişmiş durumda; her saldırıya 3 katı cevap vermek gibi garip bir matematiği var adamların.
Benim aklıma 2022-2023’teki nükleer anlaşma pazarlıkları geliyor. O zaman “diplomasiyle çözeriz” diyenlerin hepsi şimdi köşeye sinmiş. O kadar füze, insansız hava aracı havada dans ederken, masada çözüm aramak kimsenin işine gelmiyor. Bu arada, füzelerin çoğu hava savunmada yakalansa da, arada bir tanesi düşüp küçük bir mahalleyi yerle bir ediyor. Geçen hafta Bat Yam’da bir apartmanın yarısı gitti, kimse konuşmuyor.
Bölge halkı için bu iş artık “normal.” Benim gibi dışardan izleyenler için kulağa distopik geliyor ama orada yaşamak zombilerle sabah kahvaltısı yapmak kadar sıradanlaştı. Herkesin elinin altında sığınak haritası, çocuklar 10 yaşında sirenle uyanmayı öğrenmiş. Dünya ise bir tweet atıp geçiyor, gündem 3 gün sonra değişiyor.
Bir yandan da şu var: İran da, İsrail de, karşı tarafın kırmızı çizgilerine yaklaşmayı oyun haline getirdi. Gerçekten büyük bir savaş çıkar mı, yoksa bu sürekli “vur-kaç” döngüsünde mi devam ederiz, kimse net cevap veremiyor. Ama kesin olan bir şey var: 2026 baharında Orta Doğu’nun barut kokusu duman gibi havada asılı. Ve kimse filtre takıp bu havayı temizleyemiyor.
00