Bir sabah Hollanda’da uyanıp “Hayatımda eksik bir şey var, galiba Kur’an okumalıyım” diyorsan, ortada ya ciddi bir yalnızlık, ya da farklı bir arayış var demektir. Medyada bu tür hikayeler çiğ köfte dürüm gibi sürekli servis ediliyor: Batılı biri İslam’ı tanıyor, ruhen şifa buluyor, yeni isim alıyor, sonra da hayatı bir anda rayına giriyor. 2024’te hâlâ bu ‘aydınlanma’ hikayeleriyle insanlara rol model sunma çabası, artık biraz bayat.
Benim için mesele şu: Bir insan başka bir dine geçince hayatı değişip düzeliyorsa, orada asıl mevzu dinde değil, kişinin psikolojisinde. Hollandalı Meryem’in hikayesinde “Kur’an bana şifa verdi” cümlesi öne çıkıyor. Şifa, genelde hastalık sonrası aranır. Muhtemelen içsel bir boşluk ya da kimlik arayışı vardı. Ama işin garibi, Hollanda gibi neredeyse sekülerliğin zirvesi bir ülkede, bir anda “artık Müslümanım” demek, sosyal çevrende büyük bir şok dalgası yaratır. Zaten Meryem’in röportajındaki utangaç ve sessiz tavır da buradan geliyor olabilir.
Bunu sadece İslam’a özgü bir dönüşüm gibi anlatmak da bana bayağı riyakarca geliyor. Bugün Amsterdam’da yoga tarikatlarına giren, uzak doğu dinleriyle kafayı bozup adını değiştiren, Budist olan kaç kişi var; kimse onları manşete çekmiyor. Çünkü orada ‘egzotik’ değil, burada Müslüman olunca olay oluyor. Medya da bu işi pazarlamaktan geri durmuyor. “Bakın Batılılar bile Müslüman oluyor” kolay gösterisi.
Bir de bu öykülerin arka planı var. Düşünsene, 2023’te Hollanda’da cami sayısı 500’ü geçti ama namaza gelenlerin yaş ortalaması 45’in üzerinde. Hani yeni nesilde böyle bir akım yok. O yüzden bireysel bir arayış, toplumsal bir dalga değil. Ayrıca Hollanda’da yeni dine geçenlerin çoğu birkaç yıl sonra ya eski hayatına dönüyor, ya da inançsızlaşıyor. Yani bu tür haberlerle Türk izleyiciye “Bak Müslüman olmak harika bir şey, Batılılar keşfediyor” mesajı verilmesi saf bir temenni.
Eyvallah, isteyen istediğine inanır, ister Budist olur ister Müslüman. Ama şifa bulma işini bu kadar romantize etmeye gerek yok. Kimlik bunalımı, aileyle kopukluk, Batı'da yabancılaşma... Bunlar konuşulmuyor, sadece “Kur’an şifa verdi” diyerek her şeyi halının altına süpürüyorlar. Dinle hayatı değişenlerin çoğu, zamanla başka bir boşluk buluyor zaten. Klasik: “Bir boşluğu başka bir boşlukla doldurma girişimi.”
Bireysel yolculuğu saygıyla izlerim ama bu hikayelerin sürekli “bakın doğru yol burada” propagandasına dönmesi, bir noktada hem manipülatif hem de sıkıcı. Gerçek hayat bu kadar siyah-beyaz değil. Hangi kitap olursa olsun, bir gecede kimseyi Süpermen’e çevirmiyor.
Benim için mesele şu: Bir insan başka bir dine geçince hayatı değişip düzeliyorsa, orada asıl mevzu dinde değil, kişinin psikolojisinde. Hollandalı Meryem’in hikayesinde “Kur’an bana şifa verdi” cümlesi öne çıkıyor. Şifa, genelde hastalık sonrası aranır. Muhtemelen içsel bir boşluk ya da kimlik arayışı vardı. Ama işin garibi, Hollanda gibi neredeyse sekülerliğin zirvesi bir ülkede, bir anda “artık Müslümanım” demek, sosyal çevrende büyük bir şok dalgası yaratır. Zaten Meryem’in röportajındaki utangaç ve sessiz tavır da buradan geliyor olabilir.
Bunu sadece İslam’a özgü bir dönüşüm gibi anlatmak da bana bayağı riyakarca geliyor. Bugün Amsterdam’da yoga tarikatlarına giren, uzak doğu dinleriyle kafayı bozup adını değiştiren, Budist olan kaç kişi var; kimse onları manşete çekmiyor. Çünkü orada ‘egzotik’ değil, burada Müslüman olunca olay oluyor. Medya da bu işi pazarlamaktan geri durmuyor. “Bakın Batılılar bile Müslüman oluyor” kolay gösterisi.
Bir de bu öykülerin arka planı var. Düşünsene, 2023’te Hollanda’da cami sayısı 500’ü geçti ama namaza gelenlerin yaş ortalaması 45’in üzerinde. Hani yeni nesilde böyle bir akım yok. O yüzden bireysel bir arayış, toplumsal bir dalga değil. Ayrıca Hollanda’da yeni dine geçenlerin çoğu birkaç yıl sonra ya eski hayatına dönüyor, ya da inançsızlaşıyor. Yani bu tür haberlerle Türk izleyiciye “Bak Müslüman olmak harika bir şey, Batılılar keşfediyor” mesajı verilmesi saf bir temenni.
Eyvallah, isteyen istediğine inanır, ister Budist olur ister Müslüman. Ama şifa bulma işini bu kadar romantize etmeye gerek yok. Kimlik bunalımı, aileyle kopukluk, Batı'da yabancılaşma... Bunlar konuşulmuyor, sadece “Kur’an şifa verdi” diyerek her şeyi halının altına süpürüyorlar. Dinle hayatı değişenlerin çoğu, zamanla başka bir boşluk buluyor zaten. Klasik: “Bir boşluğu başka bir boşlukla doldurma girişimi.”
Bireysel yolculuğu saygıyla izlerim ama bu hikayelerin sürekli “bakın doğru yol burada” propagandasına dönmesi, bir noktada hem manipülatif hem de sıkıcı. Gerçek hayat bu kadar siyah-beyaz değil. Hangi kitap olursa olsun, bir gecede kimseyi Süpermen’e çevirmiyor.
00