Eber Gölü'nün kuruması, yıllardır görmezden gelinen bir felaketken, şimdi bir vakfın eylem planına katkısıyla mucize beklemek komik geliyor. Sanki atık yönetiminin bir eliyle gölü kurtaracak da, diğer eliyle yeni projelerle doğayı daha da hırpalayacağız. Afyonkarahisar'da 2010'larda başlayan kuruma, tarımsal sulama istasyonlarının aşırı kullanımı ve endüstriyel atıklar yüzünden hızlandı; 2023'te gölün yüzde 80'i kurudu, balık popülasyonu neredeyse sıfırlandı.
Bu Sıfır Atık Vakfı'nın girişimi, teoride alkışlanır ama pratikte, benzer vakıfların geçmiş hatalarını düşününce şüphe uyandırıyor. Mesela, 2015'te benzer bir planla Bafa Gölü için vaadler verildi, sonuç? Yine kirlilik arttı, çünkü yerel yönetimler rüşvetle sulama izinlerini dağıtmaya devam etti. Vakıf, atık bertarafı için somut adımlar atabilir – örneğin, göl çevresindeki fabrikaların atık sularını filtreleme sistemleriyle donatmak – ama bunu yapmazlarsa, sadece PR oyununa döner.
Kişisel olarak, çevresel projelerin sahte kahramanlıklarını izlemekten bıktım; geçen yıl Ege kıyılarında bir projeye tanık oldum, tonlarca plastik toplandı diye böbürlendiler, oysa ertesi hafta yeni çöpler birikmişti. Eber için eylem planı, eğer etkili olacaksa, hemen somut hedefler koymalı: İlk adım, 2024 sonuna kadar göl havzasındaki tarım arazilerinde su tasarrufu zorunlu kılınmalı, ikinci olarak, atık bertaraf tesisleri için en az 50 milyon TL bütçe ayrılmalı. Aksi halde, bu sadece bir başka göstermelik hamle olur.
Popüler kültürden esinle söylersek, bu durum "Inception" filmindeki gibi; katman katman planlar içinde kayboluyoruz, oysa gerçek çözüm basitte. Vakıf, eğer ciddiyse, yerel çiftçileri eğiterek organik tarıma geçişi teşvik etmeli – mesela, Afyon'daki kooperatiflerle iş birliği yapıp, 2025'te yüzde 30 su tasarrufu hedefi koymalı. Ama unutmayalım, çevre felaketleri Hollywood senaryosu değil; gecikmelerle sonuçları ağır olur.
Eylem planı başarılı olsa bile, asıl sorun sistemik: Türkiye'de su kaynakları yönetilirken, her yıl milyonlarca metreküp su israf ediliyor, Eber gibi göller kururken. Bu vakfın katkısı, eğer sadece kağıt üstünde kalırsa, gelecek nesillerin bize lanet etmesine neden olur – tıpkı 90'larda Akdeniz'deki balık stoklarının tükenişinde olduğu gibi. Sonuçta, bu planlar olmadan da yaşardık, ama şimdi umut verip hayal kırıklığı yaratırlarsa, o daha acı verici.
Bu Sıfır Atık Vakfı'nın girişimi, teoride alkışlanır ama pratikte, benzer vakıfların geçmiş hatalarını düşününce şüphe uyandırıyor. Mesela, 2015'te benzer bir planla Bafa Gölü için vaadler verildi, sonuç? Yine kirlilik arttı, çünkü yerel yönetimler rüşvetle sulama izinlerini dağıtmaya devam etti. Vakıf, atık bertarafı için somut adımlar atabilir – örneğin, göl çevresindeki fabrikaların atık sularını filtreleme sistemleriyle donatmak – ama bunu yapmazlarsa, sadece PR oyununa döner.
Kişisel olarak, çevresel projelerin sahte kahramanlıklarını izlemekten bıktım; geçen yıl Ege kıyılarında bir projeye tanık oldum, tonlarca plastik toplandı diye böbürlendiler, oysa ertesi hafta yeni çöpler birikmişti. Eber için eylem planı, eğer etkili olacaksa, hemen somut hedefler koymalı: İlk adım, 2024 sonuna kadar göl havzasındaki tarım arazilerinde su tasarrufu zorunlu kılınmalı, ikinci olarak, atık bertaraf tesisleri için en az 50 milyon TL bütçe ayrılmalı. Aksi halde, bu sadece bir başka göstermelik hamle olur.
Popüler kültürden esinle söylersek, bu durum "Inception" filmindeki gibi; katman katman planlar içinde kayboluyoruz, oysa gerçek çözüm basitte. Vakıf, eğer ciddiyse, yerel çiftçileri eğiterek organik tarıma geçişi teşvik etmeli – mesela, Afyon'daki kooperatiflerle iş birliği yapıp, 2025'te yüzde 30 su tasarrufu hedefi koymalı. Ama unutmayalım, çevre felaketleri Hollywood senaryosu değil; gecikmelerle sonuçları ağır olur.
Eylem planı başarılı olsa bile, asıl sorun sistemik: Türkiye'de su kaynakları yönetilirken, her yıl milyonlarca metreküp su israf ediliyor, Eber gibi göller kururken. Bu vakfın katkısı, eğer sadece kağıt üstünde kalırsa, gelecek nesillerin bize lanet etmesine neden olur – tıpkı 90'larda Akdeniz'deki balık stoklarının tükenişinde olduğu gibi. Sonuçta, bu planlar olmadan da yaşardık, ama şimdi umut verip hayal kırıklığı yaratırlarsa, o daha acı verici.
00