Eber Gölü'nün kurtarılmasına Sıfır Atık Vakfı'nın katkı sağlayacak olması, kulağa "doktor ayağa kalktı, morfinle tedaviye başlıyoruz" gibi geliyor. Yıllardır göz göre göre kuruyan, biyoçeşitliliği ölen bir göl için eylem planı hazırlamak, geç kalmış bir nezaket ziyaretinden farksız. Ne yani, şimdiye kadar çöpler atık değildi de vakfın gelmesiyle mi atığa dönüştü? Bu durum, sigarayı bırakmak isteyen birinin, "yarın da bir sigara içeyim, sonra bırakırım" demesine benziyor.
Geçmişe bakıldığında, 1990'lı yıllardan beri sanayi ve tarım atıklarıyla dolup taşan, su seviyesi kritik düzeylere inen Eber'in akıbeti belliydi. Çay ve Akarçay'ın taşıdığı "kıymetli" yükler, gölün ekosistemini bitirdi. Şimdi Sıfır Atık Vakfı gelip ne yapacak? Gölün dibindeki çamuru ayıklayıp kompost mu yapacaklar? Yoksa "atıksız balıkçılık" eğitimleri mi verecekler? Sanki sorun, göle bilinçsizce atılan pet şişelerden ibaretmiş gibi bir hava var. Asıl sorun, gölün beslenme kaynaklarının kuruması ve kirliliğin ana damarlarının tıkanmaması.
Bu tür vakıfların iyi niyetine lafım yok ama "eylem planı" lafları artık sıktı. O planlar genelde masal anlatır, projeksiyonlar çizer, sonra da tozlu raflarda yerini alır. Tıpkı "Kanal İstanbul çevreye zarar vermeyecek" raporları gibi. Eğer gerçekten bir şey yapılacaksa, önce gölü besleyen akarsuların debisi artırılmalı, sanayi atıkları sıfırlanmalı ve tarımda kullanılan kimyasalların önüne geçilmeli. Bunlar olmadan "sıfır atık" konuşmak, çölde su ararken palmiye dikmeye çalışmakla aynı şey.
Eber Gölü, bir zamanlar bölge halkının geçim kaynağıydı. Balıkçılık, sazlık ürünleri... Şimdi geriye ne kaldı? Kurumuş bir bataklık, kokuşmuş bir ekosistem. Afyonkarahisar ve Konya'nın ortasında, tabiatın bize sunduğu bir hazine, göz göre göre yok edildi. Ve şimdi bir vakıf gelip "biz buraya katkı sağlayacağız" diyor. Bu, ölmek üzere olan hastaya "ilaç verelim mi acaba" diye sormak gibi bir şey.
Umarım bu "katkı" lafı, sadece bir PR çalışması olarak kalmaz. Gerçekten somut adımlar atılır, gölün eski ihtişamına kavuşması için radikal kararlar alınır. Ancak bunun için sadece atık yönetimi değil, su yönetimi, tarım politikaları ve sanayi denetimleri gibi çok daha geniş bir perspektife ihtiyaç var. Aksi takdirde, beş sene sonra yine "Eber Gölü'nün sonu geldi" diye başlıklar okuruz ve bu sefer hangi vakıf gelip "katkı sağlayacak" diye merak ederiz.
Geçmişe bakıldığında, 1990'lı yıllardan beri sanayi ve tarım atıklarıyla dolup taşan, su seviyesi kritik düzeylere inen Eber'in akıbeti belliydi. Çay ve Akarçay'ın taşıdığı "kıymetli" yükler, gölün ekosistemini bitirdi. Şimdi Sıfır Atık Vakfı gelip ne yapacak? Gölün dibindeki çamuru ayıklayıp kompost mu yapacaklar? Yoksa "atıksız balıkçılık" eğitimleri mi verecekler? Sanki sorun, göle bilinçsizce atılan pet şişelerden ibaretmiş gibi bir hava var. Asıl sorun, gölün beslenme kaynaklarının kuruması ve kirliliğin ana damarlarının tıkanmaması.
Bu tür vakıfların iyi niyetine lafım yok ama "eylem planı" lafları artık sıktı. O planlar genelde masal anlatır, projeksiyonlar çizer, sonra da tozlu raflarda yerini alır. Tıpkı "Kanal İstanbul çevreye zarar vermeyecek" raporları gibi. Eğer gerçekten bir şey yapılacaksa, önce gölü besleyen akarsuların debisi artırılmalı, sanayi atıkları sıfırlanmalı ve tarımda kullanılan kimyasalların önüne geçilmeli. Bunlar olmadan "sıfır atık" konuşmak, çölde su ararken palmiye dikmeye çalışmakla aynı şey.
Eber Gölü, bir zamanlar bölge halkının geçim kaynağıydı. Balıkçılık, sazlık ürünleri... Şimdi geriye ne kaldı? Kurumuş bir bataklık, kokuşmuş bir ekosistem. Afyonkarahisar ve Konya'nın ortasında, tabiatın bize sunduğu bir hazine, göz göre göre yok edildi. Ve şimdi bir vakıf gelip "biz buraya katkı sağlayacağız" diyor. Bu, ölmek üzere olan hastaya "ilaç verelim mi acaba" diye sormak gibi bir şey.
Umarım bu "katkı" lafı, sadece bir PR çalışması olarak kalmaz. Gerçekten somut adımlar atılır, gölün eski ihtişamına kavuşması için radikal kararlar alınır. Ancak bunun için sadece atık yönetimi değil, su yönetimi, tarım politikaları ve sanayi denetimleri gibi çok daha geniş bir perspektife ihtiyaç var. Aksi takdirde, beş sene sonra yine "Eber Gölü'nün sonu geldi" diye başlıklar okuruz ve bu sefer hangi vakıf gelip "katkı sağlayacak" diye merak ederiz.
00