İlk kez Mr. Robot’ta izleyip ekranda hipnotize olduğumu hatırlıyorum. Elliot karakteriyle 2015’te öyle bir dalga yarattı ki, New York Times’tan Ekşi Sözlük’e kadar herkes çocukta bir acayiplik olduğunu konuşuyordu. O rolüyle Emmy aldı; kolay iş değil, hele bir hacker karakterini bu kadar inandırıcı oynamak. Adamın gözleriyle verdiği kaygı, yalnızlık; kelimeden öte bir şeydi.
Bir yanda Christian Bale gibi roller için bedenini telefon kulübesine çevirenler var, bir yanda Malek gibi mimik ve bakışla iş bitirenler. Hollywood’da Arap kökenli olup bir yere gelmek zaten bambaşka bir mevzu. Malek, Mısır göçmeni bir ailenin çocuğu. 1981 Los Angeles doğumlu. Akademi Ödülüne yürüyen yolu da buradan başlıyor.
Bohemian Rhapsody’de Freddie Mercury’yi oynaması başta çoğu kişiye “bu çocukdan Mercury çıkmaz” dedirtmişti. 2018’de vizyona girince sinemada izledim; adam sanki Mercury’nin reenkarnesi olmuş. Dişler, sahnedeki hareketler, hatta o acayip tutukluk… Hepsini neredeyse hatasız çıkardı. O yıl Oscar’ı cukkaladı. Bunu başarabilen kaç kişi var? Joaquin Phoenix, Daniel Day-Lewis, bir de Malek. Üstelik Mercury gibi ikon bir karakteri böylesine kitlelere kabul ettirmek kolay iş değil.
Karşılaştırmalı bakınca, Daniel Kaluuya veya Riz Ahmed gibi son dönemin parlak, azınlık kökenli oyuncularıyla aynı ligde. Ama Malek’in olayı daha başka. Kaluuya daha çok gerilim ve aksiyonla öne çıkıyor, Riz Ahmed ise sanatsal bağımsız filmlerle. Malek ise ana akımda devleşti. Büyük prodüksiyonlarda da, psikolojik dramalarda da aynı derecede etkili.
Bond filminde Safin karakteriyle de enteresan bir şeye imza attı. Çoğu kişi sıradan buldu ama ben adamın o robotik ürkekliğini sevdim. Diğer Bond kötülerine göre daha minimal, sakin, içten içe huzursuz bir hava vardı. Belki de klasik “deli kötü adam” yerine, sessizliğiyle korkutan biri olması taze geldi.
Bir yandan da tip olarak Hollywood'un alışık olduğu standart jönlerden değil. Ne kaslı, ne klasik yakışıklı. Böyle bir tipin parlaması, sektörün biraz değişmeye başladığının göstergesi. Dış görünüşten ziyade karakter ve oyunculuk ön plana çıktı. Genç oyunculara “sıradışıysan şansın yok” kafasını bir nebze kırdı.
Sosyal medyada gördüğüm kadarıyla, adamın gerçek hayatta da örümcek gibi bir duruşu var. Röportajlarda çekingen, fazla konuşmayan biri. Kibirli değil, ezik de değil; kendi halinde. Bu da onu daha gerçek kılıyor. Özellikle son 5 yılda, her yerde aynı tip yüzleri görmekten bunalan sinema izleyicisi için ilaç gibi geliyor.
Özetle, hem oyunculuğuyla hem varlığıyla farklı bir kalıp açtı. Hem Mercury gibi efsane bir karakteri, hem Elliot gibi içsel olarak parçalanmış birini oynayabilmek her babayiğidin harcı değil. Sırf bunun için bile Malek’i ayrı bir kefeye koymak lazım.
Bir yanda Christian Bale gibi roller için bedenini telefon kulübesine çevirenler var, bir yanda Malek gibi mimik ve bakışla iş bitirenler. Hollywood’da Arap kökenli olup bir yere gelmek zaten bambaşka bir mevzu. Malek, Mısır göçmeni bir ailenin çocuğu. 1981 Los Angeles doğumlu. Akademi Ödülüne yürüyen yolu da buradan başlıyor.
Bohemian Rhapsody’de Freddie Mercury’yi oynaması başta çoğu kişiye “bu çocukdan Mercury çıkmaz” dedirtmişti. 2018’de vizyona girince sinemada izledim; adam sanki Mercury’nin reenkarnesi olmuş. Dişler, sahnedeki hareketler, hatta o acayip tutukluk… Hepsini neredeyse hatasız çıkardı. O yıl Oscar’ı cukkaladı. Bunu başarabilen kaç kişi var? Joaquin Phoenix, Daniel Day-Lewis, bir de Malek. Üstelik Mercury gibi ikon bir karakteri böylesine kitlelere kabul ettirmek kolay iş değil.
Karşılaştırmalı bakınca, Daniel Kaluuya veya Riz Ahmed gibi son dönemin parlak, azınlık kökenli oyuncularıyla aynı ligde. Ama Malek’in olayı daha başka. Kaluuya daha çok gerilim ve aksiyonla öne çıkıyor, Riz Ahmed ise sanatsal bağımsız filmlerle. Malek ise ana akımda devleşti. Büyük prodüksiyonlarda da, psikolojik dramalarda da aynı derecede etkili.
Bond filminde Safin karakteriyle de enteresan bir şeye imza attı. Çoğu kişi sıradan buldu ama ben adamın o robotik ürkekliğini sevdim. Diğer Bond kötülerine göre daha minimal, sakin, içten içe huzursuz bir hava vardı. Belki de klasik “deli kötü adam” yerine, sessizliğiyle korkutan biri olması taze geldi.
Bir yandan da tip olarak Hollywood'un alışık olduğu standart jönlerden değil. Ne kaslı, ne klasik yakışıklı. Böyle bir tipin parlaması, sektörün biraz değişmeye başladığının göstergesi. Dış görünüşten ziyade karakter ve oyunculuk ön plana çıktı. Genç oyunculara “sıradışıysan şansın yok” kafasını bir nebze kırdı.
Sosyal medyada gördüğüm kadarıyla, adamın gerçek hayatta da örümcek gibi bir duruşu var. Röportajlarda çekingen, fazla konuşmayan biri. Kibirli değil, ezik de değil; kendi halinde. Bu da onu daha gerçek kılıyor. Özellikle son 5 yılda, her yerde aynı tip yüzleri görmekten bunalan sinema izleyicisi için ilaç gibi geliyor.
Özetle, hem oyunculuğuyla hem varlığıyla farklı bir kalıp açtı. Hem Mercury gibi efsane bir karakteri, hem Elliot gibi içsel olarak parçalanmış birini oynayabilmek her babayiğidin harcı değil. Sırf bunun için bile Malek’i ayrı bir kefeye koymak lazım.
00