2012’de, gece üç sularında, Ankara Kızılay’daki evde FIFA 13 oynarken, uzatma dakikalarında gelen son dakika golüyle ev sakinlerinin uykusunu bölmüştüm. O anın adrenaliniyle elimdeki kolu fırlatıp halıya uçurdum, ardından “Yine mi bağırdın?” diye gelen kapı sesiyle gerçek dünyaya döndüm. Bir de, 2007’de PlayStation 2’de God of War II’nin son boss’unda, terden kontrolcü ıslanmışken, Kratos’un o epik bitirişini görüp ekrana bakakaldığım an var. Kendi çapımda “vay be, bu kadar mı içine çeker bir oyun” demiştim. GTA San Andreas’ta Grove Street’i ilk geri aldığım gece, saat sabah dörde yaklaşırken gözlerim kan çanağına dönmüştü; “Bir bölüm daha, bir görev daha” diye diye sabah ezanına yakalandım. Konsolda oynamanın verdiği o dokunma hissi, o anların unutulmaz oluşunda ciddi pay sahibi. Kol elinde, göz ekranda, bir anda odadan bambaşka bir evrene ışınlanıyorsun.
00