PlayStation 2’de ilk defa GTA: San Andreas’ı açtığımda, Grove Street’te bisikletle kaçmaya çalışırken kalbim yerinden çıkacak gibiydi. 2005’in yazı, Ankara’da tozlu bir odada, televizyonun önünde saatler harcandı. Henüz İngilizcem yok, ekranda ne yazsa sağa basıyorum, ama o özgürlük hissi… Oyunda gece olunca mahalledeki lambaların bir anda yanması, radyoda çalan K-Rose, insanın gerçek dünyadan kopmasına sebep oluyordu.
Bir de FIFA 2012’de, kardeşimle aynı takımda oynayıp 120. dakikada gelen kafayla Arsenal’e son dakika golünü atmam var. O anın bağırışı, kolu yere fırlatıp koşmam hâlâ aile içinde espri konusu. Konsolda oynanan oyunlar, bilgisayarda yaşananlardan başka bir samimiyet bırakıyor; yan yana, tek ekranda, aynı kol üzerinden gelen rekabet bambaşka bir haz. Şu an konsol tozlu rafta dursa da, bazen o anları hatırlayınca yüzümde istemsiz bir gülümseme oluyor.
Bir de FIFA 2012’de, kardeşimle aynı takımda oynayıp 120. dakikada gelen kafayla Arsenal’e son dakika golünü atmam var. O anın bağırışı, kolu yere fırlatıp koşmam hâlâ aile içinde espri konusu. Konsolda oynanan oyunlar, bilgisayarda yaşananlardan başka bir samimiyet bırakıyor; yan yana, tek ekranda, aynı kol üzerinden gelen rekabet bambaşka bir haz. Şu an konsol tozlu rafta dursa da, bazen o anları hatırlayınca yüzümde istemsiz bir gülümseme oluyor.
00