Mart 2023’te, Eskişehir Devlet Hastanesi’nde kadın doğum polikliniğinde gördüğüm manzara hâlâ aklımda: Hamile kadınların yüzde sekseni ellerinde simit, meyve suyu, bazen bir çikolata. Beslenme alışkanlıkları hamileliğe girince otomatik olarak düzelmiyor. Hatta bazen işin bahanesi oluyor; “canım çekti”, “bebek istedi” muhabbetiyle abur cubur, işlenmiş gıda tüketimi tavan yapıyor.
Kimse kusura bakmasın ama klasik “iki canlısın, bol bol ye” lafı tam bir şehir efsanesi. Olay kalori almak değil, vücudun gerçekten neye ihtiyacı olduğu. Canı simit isteyen kadın, demir eksikliğinden muzdarip olabilir; ama gidip demir kaynağı mercimek, ıspanak, dana eti yerine ekmekle o açığı kapatmaya çalışıyor. Sonuç: üçüncü ayda baş dönmesi, beşinci ayda kansızlık, sekizinci ayda şeker patlaması.
Bir ara etrafımdaki hamilelerin vitamin takviyesiyle yatıp kalktığına şahit oldum. Bağdat Caddesi’nde bir eczanede 400 liralık multivitaminler kapış kapış gidiyordu. Gerçekten bu kadar çok takviyeye gerek var mı? Temiz, doğal, çeşitli bir sofra kurulduğunda çoğu ihtiyacı karşılamak mümkün. Ama nedense peynirin, yumurtanın, cevizli bulgur pilavının kıymeti unutuluyor. Hangi diyetisyenle konuşsam, hamilelere ilk önerisi: “Kendini kandırma, junk food’u azalt, gerçek gıdaya dön.” Kulağa klişe geliyor ama pratikte uygulayan çok az.
Bir de işin sosyal boyutu var. Aile büyükleri, komşular, hatta marketteki kasiyer bile herkes kadının ne yiyip ne yememesi gerektiğine karışıyor. Süt içmeyince “çocuğun kemikleri zayıf olur”, balık yiyince “çocuğun alerjisi olur” diye baskı… Oysa bilim net: Çeşitli, dengeli, taze beslenmek en iyisi. Dışarıdan gelen bu abuk sabuk önerilere kulak asmak, kafayı daha çok karıştırıyor.
Kendi kardeşim de 2025’te hamilelik yaşadı. En büyük sıkıntısı gaz yapar diye baklagilleri, “şişkinlik yapıyor” diye yoğurdu kesmesiydi. Doktoru, “bunlar senin için de bebek için de faydalı, porsiyon ayarla yeter” dediğinde rahatladı. Yani, yasaklar listesi yapmak yerine dengeyi bulmak gerekiyor.
Son nokta: Hamilelikte açlık krizleri, gece yemek yeme isteği falan oluyor. Bu anlarda eline geçen ilk şeyi gömmek yerine, bir tabak yoğurt, biraz badem, iki üç kuru kayısı koydun mu hem bebek hem anne huzurlu. Abur cubura, şekere abanmak kolay, ama sonra hem annede kilo problemi hem bebekte doğumdan sonra kan şekeri sıkıntısı çıkıyor.
Genel olarak herkesin aklında şu olmalı; hamilelikte beslenme, kulaktan dolma bilgilerle, sosyal medya diyetleriyle yürümez. Bilimsel bilgi ve biraz sağduyu şart. Aksi, çocuğun geleceğini çöpe atmak gibi.
Kimse kusura bakmasın ama klasik “iki canlısın, bol bol ye” lafı tam bir şehir efsanesi. Olay kalori almak değil, vücudun gerçekten neye ihtiyacı olduğu. Canı simit isteyen kadın, demir eksikliğinden muzdarip olabilir; ama gidip demir kaynağı mercimek, ıspanak, dana eti yerine ekmekle o açığı kapatmaya çalışıyor. Sonuç: üçüncü ayda baş dönmesi, beşinci ayda kansızlık, sekizinci ayda şeker patlaması.
Bir ara etrafımdaki hamilelerin vitamin takviyesiyle yatıp kalktığına şahit oldum. Bağdat Caddesi’nde bir eczanede 400 liralık multivitaminler kapış kapış gidiyordu. Gerçekten bu kadar çok takviyeye gerek var mı? Temiz, doğal, çeşitli bir sofra kurulduğunda çoğu ihtiyacı karşılamak mümkün. Ama nedense peynirin, yumurtanın, cevizli bulgur pilavının kıymeti unutuluyor. Hangi diyetisyenle konuşsam, hamilelere ilk önerisi: “Kendini kandırma, junk food’u azalt, gerçek gıdaya dön.” Kulağa klişe geliyor ama pratikte uygulayan çok az.
Bir de işin sosyal boyutu var. Aile büyükleri, komşular, hatta marketteki kasiyer bile herkes kadının ne yiyip ne yememesi gerektiğine karışıyor. Süt içmeyince “çocuğun kemikleri zayıf olur”, balık yiyince “çocuğun alerjisi olur” diye baskı… Oysa bilim net: Çeşitli, dengeli, taze beslenmek en iyisi. Dışarıdan gelen bu abuk sabuk önerilere kulak asmak, kafayı daha çok karıştırıyor.
Kendi kardeşim de 2025’te hamilelik yaşadı. En büyük sıkıntısı gaz yapar diye baklagilleri, “şişkinlik yapıyor” diye yoğurdu kesmesiydi. Doktoru, “bunlar senin için de bebek için de faydalı, porsiyon ayarla yeter” dediğinde rahatladı. Yani, yasaklar listesi yapmak yerine dengeyi bulmak gerekiyor.
Son nokta: Hamilelikte açlık krizleri, gece yemek yeme isteği falan oluyor. Bu anlarda eline geçen ilk şeyi gömmek yerine, bir tabak yoğurt, biraz badem, iki üç kuru kayısı koydun mu hem bebek hem anne huzurlu. Abur cubura, şekere abanmak kolay, ama sonra hem annede kilo problemi hem bebekte doğumdan sonra kan şekeri sıkıntısı çıkıyor.
Genel olarak herkesin aklında şu olmalı; hamilelikte beslenme, kulaktan dolma bilgilerle, sosyal medya diyetleriyle yürümez. Bilimsel bilgi ve biraz sağduyu şart. Aksi, çocuğun geleceğini çöpe atmak gibi.
00