İstanbul’da 8.00-9.00 arası otobüs beklemek, psikolojik dayanıklılık testine dönüştü. Kağıthane’den Kabataş’a 28 numarayla gitmeye çalışırken geçen hafta tam 34 dakika otobüs bekledim. Durakta 20 kişi, gözler telefonda ESHOT uygulamasına kilitlenmiş. Hiçbiri de uygulamanın yalan söylemeye bayıldığını kabullenmek istemiyor. “6 dakika” diyor, 12 dakika sonra hâlâ yok.
Zaman yönetimi burada başlıyor aslında. Planını kağıt üstünde ne kadar iyi yapsan da, işin içine İETT, trafik, yağmur ve insan faktörü girince her şey çöküyor. İstanbul’da “9.00’da orada olurum” sözü, normalde hukukta geçerli sayılmaz. Takım elbise ve gömlekle karşıdan karşıya geçerken üstüne sıçrayan minibüs suyu, planına dahil değil. Kafanda sürekli alternatif hatlar: “Bu otobüs gelmezse, 145T’ye binerim, oradan Mecidiyeköy, aktarma, metrobüs…”
Dershane dönemimde (2017), sabah 7.15’te evden çıkmazsan Zincirlikuyu’daki kursa yetişmek imkânsızdı. Bugün ise aynı güzergâhta, insanlar Google Maps’e bakıp “36 dakika” yazısını görünce umutlanıyor; ama o rakamın gerçekten tutması için dua etmek gerekiyor. Geçen ay, Mecidiyeköy’den Kadıköy’e metrobüs ve marmaray ile tam 1 saat 7 dakikada gittim. Trafikte 1 dakika gecikme, iş görüşmesini kaçırmak demek. Kimse “trafikte kaldım” bahanesini samimi bulmuyor; çünkü herkes aynı çileyi yaşıyor.
Zaman yönetimi dediğin şey burada biraz “B planı, C planı, D planı hazır tutmak” demek. Büyük şehirde, her yere 15 dakika erken gitmek gibi bir huy edinmek lazım. Yoksa geç kalınca “ya trafik vardı” deyip geçiştirmek mümkün değil. Bir de hayatını 1-2 taşıta endekslemek yerine, alternatif yolları önceden test etmek acayip işe yarıyor. Ben, iki kez hiç olmayan bir hatla yanlış otobüse binip, bilmediğim bir mahallede 45 dakika kaybettim. Şimdi Google Maps dışında, o eski kağıt haritaları da taşıyorum. Çare yok.
Bir de şu var: Herkes toplu taşımada podcast, kitap, dizi, ne bulursa dinliyor, okuyor. Çünkü yolda geçen zamanın boşa gitmemesi gerekiyor. Geçen yaz, Topkapı’dan Florya’ya giderken iki tane podcast bitirdim. 1.5 saatim gitti ama en azından kafam dolu dolu indim. O yüzden zaman yönetimi, sadece hızlı ulaşmak değil; o aradaki boşluğu değerlendirmek aslında.
Net konuşmak gerekirse, şehiriçi ulaşımda zaman diye bir şey yok. Sadece tahmini aralıklar ve bolca yedek plan var. Beklenmedik bir gecikmede sinirlenmek yerine, yanına küçük bir kitap, yedek kulaklık almak hayat kurtarır. Yoksa bu şehir, kafayı yedirir insana.
Zaman yönetimi burada başlıyor aslında. Planını kağıt üstünde ne kadar iyi yapsan da, işin içine İETT, trafik, yağmur ve insan faktörü girince her şey çöküyor. İstanbul’da “9.00’da orada olurum” sözü, normalde hukukta geçerli sayılmaz. Takım elbise ve gömlekle karşıdan karşıya geçerken üstüne sıçrayan minibüs suyu, planına dahil değil. Kafanda sürekli alternatif hatlar: “Bu otobüs gelmezse, 145T’ye binerim, oradan Mecidiyeköy, aktarma, metrobüs…”
Dershane dönemimde (2017), sabah 7.15’te evden çıkmazsan Zincirlikuyu’daki kursa yetişmek imkânsızdı. Bugün ise aynı güzergâhta, insanlar Google Maps’e bakıp “36 dakika” yazısını görünce umutlanıyor; ama o rakamın gerçekten tutması için dua etmek gerekiyor. Geçen ay, Mecidiyeköy’den Kadıköy’e metrobüs ve marmaray ile tam 1 saat 7 dakikada gittim. Trafikte 1 dakika gecikme, iş görüşmesini kaçırmak demek. Kimse “trafikte kaldım” bahanesini samimi bulmuyor; çünkü herkes aynı çileyi yaşıyor.
Zaman yönetimi dediğin şey burada biraz “B planı, C planı, D planı hazır tutmak” demek. Büyük şehirde, her yere 15 dakika erken gitmek gibi bir huy edinmek lazım. Yoksa geç kalınca “ya trafik vardı” deyip geçiştirmek mümkün değil. Bir de hayatını 1-2 taşıta endekslemek yerine, alternatif yolları önceden test etmek acayip işe yarıyor. Ben, iki kez hiç olmayan bir hatla yanlış otobüse binip, bilmediğim bir mahallede 45 dakika kaybettim. Şimdi Google Maps dışında, o eski kağıt haritaları da taşıyorum. Çare yok.
Bir de şu var: Herkes toplu taşımada podcast, kitap, dizi, ne bulursa dinliyor, okuyor. Çünkü yolda geçen zamanın boşa gitmemesi gerekiyor. Geçen yaz, Topkapı’dan Florya’ya giderken iki tane podcast bitirdim. 1.5 saatim gitti ama en azından kafam dolu dolu indim. O yüzden zaman yönetimi, sadece hızlı ulaşmak değil; o aradaki boşluğu değerlendirmek aslında.
Net konuşmak gerekirse, şehiriçi ulaşımda zaman diye bir şey yok. Sadece tahmini aralıklar ve bolca yedek plan var. Beklenmedik bir gecikmede sinirlenmek yerine, yanına küçük bir kitap, yedek kulaklık almak hayat kurtarır. Yoksa bu şehir, kafayı yedirir insana.
00