Çocukken stres dediğin mahallede lastik top kaybolunca hissedilirdi, şimdi ise sabah 7 metrobüsünde başlıyor mesai. O zamanlar akşam ezanına kadar sokakta koşmak yeterdi, şimdi kaç saat spor salonuna gitsem kafayı boşaltamıyorum. 1999 yılında Kartal’da otururken bir defterin köşesine saçma sapan karikatürler çizerek rahatlıyordum; şimdi tüm sosyal medya “kendine vakit ayır” diye bağırıyor ama kafa daha da dolu. Eskiden bir bardak çay ve komşuyla laflamak en iyi terapiydi, şimdi herkes kulaklıkla dolaşıyor, sohbet yok, göz göze gelmek bile stres. Yıllardır işe yarayan tek şey hâlâ yürüyüş, ama öyle AVM içinde değil, sahilde, ağaçların arasında olacak. Bir de ne varsa eski usul, kalemi alıp karalamak, kağıda içini dökmek; çünkü ekran karşısında rahatlamak imkansız hale geldi. Stresten kaçmanın yolu hâlâ basit şeylerde; teknoloji arttıkça insan kendinden uzaklaşıyor, benden söylemesi.
00