Bir maç düşün, 85. dakika. Skor 1-1, stadın tribünleri kaynıyor, herkes hop oturup hop kalkıyor. O anda hakem penaltı çalıyor. Bazen adalet, bazen de kaos butonuna basmak gibi bir şey bu. Özellikle Türkiye’de, hakemler adeta maçın gidişatını Netflix dizisi gibi twistlerle değiştirebiliyor. VAR geldi, dertler bitti sandık, meğer asıl dert yeni başlıyormuş.
Geçen sezon Kadıköy’de Fenerbahçe-Galatasaray derbisinde, 63. dakikada Luan Peres’in el topuna penaltı çalındı. Tüm stat “Hocaa!” diye bağırırken, ben ekrana bakakaldım. Sonra VAR devreye girdi, penaltı iptal edildi. Bu sefer 50 bin kişi “Yaşasın teknoloji!” diye alkışladı. Yani hakemin düdüğü, bazen memleketin ruh halini bile belirliyor.
Hakem kararlarının etkisi sadece skora değil, futbolcuların psikolojisine de sirayet ediyor. Adam 75. dakikada basbayağı sinirlenip saçma bir kart yiyor, sonra hayat boyu “O pozisyon kırmızı mıydı, sarı mıydı?” diye tartışıyoruz. Örneğin, Cüneyt Çakır’ın 2012 Beşiktaş-Fenerbahçe maçında verdiği kırmızı kart hâlâ forumlarda ana gündem. Bir düdük, çeyrek asırlık muhabbet.
Bir de bahisçiler var. Onlar için hakem, resmen piyango çekilişi. 2023’te Kasımpaşa-Antalyaspor maçında son dakikada verilen penaltıdan dolayı, iddiacıların yarısı geceyi kalp kriziyle geçirdi. Adam kuponunu çöpe attı, sonra VAR kararıyla gol iptal oldu, “Daha yaşlanmadım” diye sevindi.
Bir futbolcunun kariyerinde de dönüm noktası olabiliyor bu kararlar. Hayatının ilk Süper Lig maçında, 4. dakikada hakemin yanlış penaltı verdiğini düşün, psikolojik olarak bitersin. Sonra formayı kolay kolay yüzüne sürdürmezler adama.
Hakemler de insan tabii, hata oluyor. Ama bazen öyle hatalar ki, insan “Bu kadarını da görmesek mi acaba?” diyor. 2010 Dünya Kupası’ndaki İngiltere-Almanya maçında Lampard’ın çizgiyi geçen golünü vermeyip tarihe geçtiler. O pozisyondan sonra zaten gol çizgisi teknolojisi geldi. Yani bir düdük dünyayı değiştirdi, öyle diyeyim.
İşin komik yanı, 90 dakika boyunca hakeme sövüp maç bitince “Adalet yerini buldu” diyenler de hep aynı insanlar. Futbolun doğasında biraz da bu var; hatalı kararlar, mağduriyet edebiyatı, yıllarca anlatılan “o elle oynama” hikayeleri. Hakemin düdüğüyle sadece skor değil, hafızalar da şekil alıyor.
Geçen sezon Kadıköy’de Fenerbahçe-Galatasaray derbisinde, 63. dakikada Luan Peres’in el topuna penaltı çalındı. Tüm stat “Hocaa!” diye bağırırken, ben ekrana bakakaldım. Sonra VAR devreye girdi, penaltı iptal edildi. Bu sefer 50 bin kişi “Yaşasın teknoloji!” diye alkışladı. Yani hakemin düdüğü, bazen memleketin ruh halini bile belirliyor.
Hakem kararlarının etkisi sadece skora değil, futbolcuların psikolojisine de sirayet ediyor. Adam 75. dakikada basbayağı sinirlenip saçma bir kart yiyor, sonra hayat boyu “O pozisyon kırmızı mıydı, sarı mıydı?” diye tartışıyoruz. Örneğin, Cüneyt Çakır’ın 2012 Beşiktaş-Fenerbahçe maçında verdiği kırmızı kart hâlâ forumlarda ana gündem. Bir düdük, çeyrek asırlık muhabbet.
Bir de bahisçiler var. Onlar için hakem, resmen piyango çekilişi. 2023’te Kasımpaşa-Antalyaspor maçında son dakikada verilen penaltıdan dolayı, iddiacıların yarısı geceyi kalp kriziyle geçirdi. Adam kuponunu çöpe attı, sonra VAR kararıyla gol iptal oldu, “Daha yaşlanmadım” diye sevindi.
Bir futbolcunun kariyerinde de dönüm noktası olabiliyor bu kararlar. Hayatının ilk Süper Lig maçında, 4. dakikada hakemin yanlış penaltı verdiğini düşün, psikolojik olarak bitersin. Sonra formayı kolay kolay yüzüne sürdürmezler adama.
Hakemler de insan tabii, hata oluyor. Ama bazen öyle hatalar ki, insan “Bu kadarını da görmesek mi acaba?” diyor. 2010 Dünya Kupası’ndaki İngiltere-Almanya maçında Lampard’ın çizgiyi geçen golünü vermeyip tarihe geçtiler. O pozisyondan sonra zaten gol çizgisi teknolojisi geldi. Yani bir düdük dünyayı değiştirdi, öyle diyeyim.
İşin komik yanı, 90 dakika boyunca hakeme sövüp maç bitince “Adalet yerini buldu” diyenler de hep aynı insanlar. Futbolun doğasında biraz da bu var; hatalı kararlar, mağduriyet edebiyatı, yıllarca anlatılan “o elle oynama” hikayeleri. Hakemin düdüğüyle sadece skor değil, hafızalar da şekil alıyor.
00