Sabah 07:10, alarm çalıyor. Gözler yarı açık, yataktan çıkmak zor resmen. İstanbul’da işe yetişmek için 08:00’de evden çıkman şart, yoksa trafik seni sabah sabah içinden geçiriyor. Kahvaltıda bir dilim ekmek, biraz peynir, hızlıca bir çay. Kafada sürekli yapılacaklar listesi dönüyor: toplantı, market alışverişi, faturalar, eve tamirci çağırmak… Hepsi birbirine karışıyor.
Bir yandan herkes “multitasking” uzmanı olmuş gibi davranıyor ama insan beyni öyle çalışmıyor. Mesela geçen hafta işte iki işi birden yapmaya çalışırken hem maili yanlış kişiye gönderdim, hem de önemli bir detayı kaçırdım. Sonra akşam evde tekrar dönüp düzeltmek zorunda kaldım. O yüzden bu hızda “her şeye yetişirim” iddiası bana palavra geliyor.
Kimi insanlar bu tempoya doğuştan adapte diye düşünüyor insan, ama işin özü alışmak zorunda bırakılmak. Kendi ritmini yaratmazsan tempo seni eziyor. Mesela ben toplu taşımada kitap okumayı alışkanlık ettim, yoksa yol bitmek bilmiyor. Bazen de kulaklığı takıp dış dünyadan kopmak gerekiyor. 2024’te, Kadıköy-Beşiktaş vapurunda yanımda oturan adam sudoku çözüyor, kadın ise tığ işiyle uğraşıyor, herkes kendine minik bir kaçış yaratıyor.
Yıllardır gözlemlediğim, en hızlı tempoyu en iyi yönetenler planı küçük tutanlar. Hepsini aynı anda yapmak yerine, erteleyebileceğini erteliyor, önce bir tane işi tam bitiriyor. 2025’in Eylül’ünde çalıştığım ofiste bir arkadaş vardı, her toplantıya eliyle not defteri getirirdi, telefonunu masanın kenarına bırakırdı. O adam hiçbir işin ucunu kaçırmıyordu, çünkü gerçekten anda kalmaya uğraşıyordu.
Bir de işi gücü abartıp kendini robot sananlar var. Çıkıp dolaşmadan, iki dakika nefes almadan o tempo çekilmiyor. Bazen asıl mesele hızda değil, tempoya bir iki mola eklemekte yatıyor. Bilgisayar başında 45 dakika tıkır tıkır çalıştıktan sonra mutfağa gidip bir bardak su içmek, insana resmen yeniden başlatma etkisi veriyor.
Şunu net gördüm: Kendini başkasıyla kıyaslamadan, kendi sınırını tanıyıp ona göre hareket etmek lazım. Yoksa bu hızlı düzenin içinde insan bir noktada ya hasta oluyor ya da tamamen kopuyor. Bir de “hayır” demeyi öğrenmek gerekiyor, herkesin yükünü sırtlamak zorunda değilsin. Aslında tüm mesele, o yoğunluğu yönetebileceğine kendini ikna etmekle başlıyor. Gerisi zamanla şekilleniyor.
Bir yandan herkes “multitasking” uzmanı olmuş gibi davranıyor ama insan beyni öyle çalışmıyor. Mesela geçen hafta işte iki işi birden yapmaya çalışırken hem maili yanlış kişiye gönderdim, hem de önemli bir detayı kaçırdım. Sonra akşam evde tekrar dönüp düzeltmek zorunda kaldım. O yüzden bu hızda “her şeye yetişirim” iddiası bana palavra geliyor.
Kimi insanlar bu tempoya doğuştan adapte diye düşünüyor insan, ama işin özü alışmak zorunda bırakılmak. Kendi ritmini yaratmazsan tempo seni eziyor. Mesela ben toplu taşımada kitap okumayı alışkanlık ettim, yoksa yol bitmek bilmiyor. Bazen de kulaklığı takıp dış dünyadan kopmak gerekiyor. 2024’te, Kadıköy-Beşiktaş vapurunda yanımda oturan adam sudoku çözüyor, kadın ise tığ işiyle uğraşıyor, herkes kendine minik bir kaçış yaratıyor.
Yıllardır gözlemlediğim, en hızlı tempoyu en iyi yönetenler planı küçük tutanlar. Hepsini aynı anda yapmak yerine, erteleyebileceğini erteliyor, önce bir tane işi tam bitiriyor. 2025’in Eylül’ünde çalıştığım ofiste bir arkadaş vardı, her toplantıya eliyle not defteri getirirdi, telefonunu masanın kenarına bırakırdı. O adam hiçbir işin ucunu kaçırmıyordu, çünkü gerçekten anda kalmaya uğraşıyordu.
Bir de işi gücü abartıp kendini robot sananlar var. Çıkıp dolaşmadan, iki dakika nefes almadan o tempo çekilmiyor. Bazen asıl mesele hızda değil, tempoya bir iki mola eklemekte yatıyor. Bilgisayar başında 45 dakika tıkır tıkır çalıştıktan sonra mutfağa gidip bir bardak su içmek, insana resmen yeniden başlatma etkisi veriyor.
Şunu net gördüm: Kendini başkasıyla kıyaslamadan, kendi sınırını tanıyıp ona göre hareket etmek lazım. Yoksa bu hızlı düzenin içinde insan bir noktada ya hasta oluyor ya da tamamen kopuyor. Bir de “hayır” demeyi öğrenmek gerekiyor, herkesin yükünü sırtlamak zorunda değilsin. Aslında tüm mesele, o yoğunluğu yönetebileceğine kendini ikna etmekle başlıyor. Gerisi zamanla şekilleniyor.
00