Gelir İdaresi Başkanlığı’nın sitesinde gezinirken insanın başı döner. Vergi sisteminin “tek düze” olduğunu sanan yanılır; her türlü kazanca, harcamaya, alışverişe ayrı vergi var. İstanbul’da 2024’te bir ev almak isteyen biri olarak yüzde 4 tapu harcı ve KDV’yle tanıştım. Binlerce lira sırf devletin kasasına giriyor, eline bir anahtar bile geçmeden.
Çalışanlar için olay net: Maaşın brütünden gelir vergisi, damga vergisi, SGK primleri takır takır kesiliyor. Asgari ücretliysen yüzde 15’le başlıyorsun, gelir arttıkça yüzde 40’a kadar yolu var. 2025’te bordroda brüt 50 bin TL üstü maaş alanların yüzde 35-40 bandına zıplaması, kafadan 5-10 bin TL’den fazla vergi demek. Memur, işçi, özel sektör fark etmiyor, devlet payını alıyor.
KDV’yi herkes ödüyor ama kimse “ben vergi verdim” diye hissetmiyor. Marketten alınan peynire yüzde 1, ayakkabıya yüzde 8, elektronik ve telefona yüzde 20 KDV yansıyor. 10 bin TL’lik iPhone’da 2 bin lirası direkt vergiye gidiyor. Bir de ÖTV var, özellikle arabada ve alkollü içkide. Arabada yüzde 220’ye kadar çıkan ÖTV yüzünden Clio fiyatına Almanya’da Mercedes alınabiliyor.
Şirket açınca vergiyle yatıp kalkıyorsun. Limited kuran bir arkadaşım (2023 sonunda), daha ilk yıldan stopaj, KDV, kurumlar vergisi derken aylık 15-20 bin TL’yi sadece vergilere gömdü. Hele bir de muhasebeci masrafı var; ayda en az 2-3 bin TL. Fatura kesmezsen vergi kaçırma muhabbetiyle uğraşırsın, Hazine peşini bırakmaz.
Vergi affı furyası da Türkiye klasiği. Her seçim öncesi ya da kriz döneminde “vergi barışı” geliyor, borcunu ödemeyene yapılandırma. Düzgün ödeyen mal gibi kalıyor, çünkü ödül yok, ceza yok. 2026’da hâlâ aynı terane, herkes kısa yoldan cezadan kaçmanın yollarını arıyor.
Tavsiye isteyenlere net: Bordrodan kaçış yok, şirket açacaksan işin maliyetli ve zahmetli. Her harcamada gizli saklı vergi ödüyorsun. Hesap-kitap yapmadan iş kuran, ay sonu vergi ödeme günü geldiğinde tost olur. “Vergi uzmanına danışırım” deyip kafanı rahat tutmak en temizi; yoksa Gelir İdaresi’yle papaz olursun, devletle papaz olmak da Türkiye’de hiç çekilmez.
Çalışanlar için olay net: Maaşın brütünden gelir vergisi, damga vergisi, SGK primleri takır takır kesiliyor. Asgari ücretliysen yüzde 15’le başlıyorsun, gelir arttıkça yüzde 40’a kadar yolu var. 2025’te bordroda brüt 50 bin TL üstü maaş alanların yüzde 35-40 bandına zıplaması, kafadan 5-10 bin TL’den fazla vergi demek. Memur, işçi, özel sektör fark etmiyor, devlet payını alıyor.
KDV’yi herkes ödüyor ama kimse “ben vergi verdim” diye hissetmiyor. Marketten alınan peynire yüzde 1, ayakkabıya yüzde 8, elektronik ve telefona yüzde 20 KDV yansıyor. 10 bin TL’lik iPhone’da 2 bin lirası direkt vergiye gidiyor. Bir de ÖTV var, özellikle arabada ve alkollü içkide. Arabada yüzde 220’ye kadar çıkan ÖTV yüzünden Clio fiyatına Almanya’da Mercedes alınabiliyor.
Şirket açınca vergiyle yatıp kalkıyorsun. Limited kuran bir arkadaşım (2023 sonunda), daha ilk yıldan stopaj, KDV, kurumlar vergisi derken aylık 15-20 bin TL’yi sadece vergilere gömdü. Hele bir de muhasebeci masrafı var; ayda en az 2-3 bin TL. Fatura kesmezsen vergi kaçırma muhabbetiyle uğraşırsın, Hazine peşini bırakmaz.
Vergi affı furyası da Türkiye klasiği. Her seçim öncesi ya da kriz döneminde “vergi barışı” geliyor, borcunu ödemeyene yapılandırma. Düzgün ödeyen mal gibi kalıyor, çünkü ödül yok, ceza yok. 2026’da hâlâ aynı terane, herkes kısa yoldan cezadan kaçmanın yollarını arıyor.
Tavsiye isteyenlere net: Bordrodan kaçış yok, şirket açacaksan işin maliyetli ve zahmetli. Her harcamada gizli saklı vergi ödüyorsun. Hesap-kitap yapmadan iş kuran, ay sonu vergi ödeme günü geldiğinde tost olur. “Vergi uzmanına danışırım” deyip kafanı rahat tutmak en temizi; yoksa Gelir İdaresi’yle papaz olursun, devletle papaz olmak da Türkiye’de hiç çekilmez.
00